27 Nisan 2015 Pazartesi

1 Mayıs - V. İ. Lenin

Yoldaş işçiler! Öyleyse vakti gelen son kavga için iki kat enerjiyle hazırlanalım! Sosyal-Demokrat proletaryanın saflarını daha da sıklaştıralım! Proletaryanın sözü daha uzak meydanlarda yankılansın! İşçilerin talepleri için mücadele her zamankinden daha büyük bir cesaretle sürdürülsün. 1 Mayıs kutlaması davamıza binlerce yeni savaşçı kazansın ve bütün insanların kurtuluşu için, sermayenin boyunduruğu altında çalışan bütün herkesin özgürlüğü için yürütülen büyük mücadeledeki güçlerimizi daha da büyütsün!

Yoldaş işçiler! 1 Mayıs geliyor, bütün ülkelerin işçilerinin sınıf-bilinçli bir hayata uyanışlarını, insanın insan üzerindeki her türlü zulüm ve baskısına karşı mücadelelerindeki dayanışmalarını, emekçi milyonların açlık, yoksulluk ve aşağılanmadan kurtulmak için yürüttükleri mücadelelerini kutladıkları gün. Bu büyük mücadelede iki dünya karşı karşıya duruyor: sermayenin dünyasına karşı emeğin dünyası; sömürünün ve köleliğin dünyasına karşı kardeşliğin ve özgürlüğün dünyası.

Bir yanda bir avuç kan emici zengin... Fabrikalara, iş aletlerine ve makinalarına el koydular; milyonlarca dönüm araziyi ve yığınla parayı kendi özel mülkiyetleri haline getirdiler. Hükümeti ve orduyu kendilerine uşak yaptı, biriktirdikleri servetin sadık bekçi köpeği haline getirdiler.  

Diğer yanda, maldan mülkten yoksun milyonlar... İşe kabul edilmek için kalantorlara yalvarmaya zorlanıyorlar. Emekleriyle bütün zenginliği yaratırlar; ama bütün hayatları boyunca bir dilim ekmek için mücadele etmek, çalışmak için sadaka ister gibi dilenmek, bellerini büken işlerde sağlıklarını ve dirençlerini tüketmek zorundadırlar ve köylerdeki harap evlerinde ya da büyük şehirlerdeki bodrum katlarda ya da çatı katlarında açlıktan ölürler.

Ama şimdi maldan mülkten yoksun bu emekçiler kalantorlara ve sömürücülere karşı savaş ilan ettiler. Bütün ülkelerin işçileri emeği ücretli kölelikten, yoksulluktan ve yoksunluktan kurtarmak için savaşıyorlar. Ortak emekle yaratılan zenginliklerden bir avuç zenginin değil bütün çalışanların faydalandığı bir toplumsal sistem için savaşıyorlar. Toprağı, fabrikaları, atölyeleri ve makineleri bütün emekçilerin ortak mülkiyeti haline getirmek istiyorlar. Toplumun zenginler ve yoksullar diye ikiye ayrılmasına son vermek istiyorlar. Emeğin meyvelerinin yine emekçilerin olmasını ve çalışma yoluyla sağlanan bütün gelişmelerin, insanlığın bütün kazanımlarının çalışan insanları baskı altında tutmanın bir aracı olarak değil, onların yararına kullanılmasını istiyorlar.

Emeğin sermayeye karşı büyük mücadelesi bütün ülkelerin işçileri için büyük fedakarlıklara mal oldu. Daha iyi bir yaşam ve gerçek özgürlük hakları için nehirler dolusu kan döktüler. İşçilerin davası için savaşanlar hükümetlerin tarifsiz zulümlerine maruz kaldılar. Fakat bütün bu zulme rağmen dünya işçilerinin dayanışması büyüyor ve güç kazanıyor. İşçiler sosyalist partilerde giderek daha sıkı bir şekilde birleşiyorlar; bu partilerin destekçileri milyonları buluyor ve kapitalist sömürücü sınıf karşısında nihai zafere doğru sürekli, adım adım ilerliyor.

Rus proletaryası da yeni bir hayata gözlerini açtı. O da bu büyük mücadeleye katıldı. İşçilerimizin köle gibi boyun eğmeye zorlandığı, eli kolu bağlı durumundan hiçbir kurtuluş, acı hayatında iğne ucu kadar ışık görmediği günler geçti. Sosyalizm ona kurtuluş yolunu gösterdi ve yüz binlerce savaşçı bir kılavuz olarak gördükleri kızıl bayrak altında toplandı. Grevler işçilere birlikten gelen güçlerini gösterdi, mücadeleyi öğretti, örgütlü emeğin sermaye için ne kadar dehşet verici olabileceğini gösterdi. İşçiler, kapitalistlerin ve hükümetin ancak işçilerin emeği sayesinde yaşayıp semirebildiğini gördüler. İşçiler birleşik mücadelenin ruhuyla, özgürlüğe ve sosyalizme duydukları özlemle ateşlendiler. İşçiler Çarlık otokrasisisin ne kadar karanlık ve şeytani bir güç olduğunun farkına vardılar. İşçilerin, mücadeleleri için özgürlüğe ihtiyaçları var ama Çarlık hükümeti onların elini ayağını bağlıyor. İşçilerin meclisin özgürlüğüne, örgütlenme özgürlüğüne, gazete ve kitapların özgür bırakılmasına ihtiyacı var. Ama Çarlık hükümeti özgürlük yolundaki her çabayı kamçıyla, hapisle, süngüyle bastırıyor. “Kahrolsun otokrasi!” çığlığı Rusya’yı boydan boya dolaşıyor, büyük işçi mitinglerinde, sokaklarda giderek daha sık yankılanıyor. Geçen yaz Güney Rusya’da on binlerce işçi, polis zulmünden kurtuluş ve daha iyi bir yaşam yolunda mücadele etmek için ayağa kalktı. Burjuvazi ve hükümet, büyük kentlerin bütün sanayi hayatını bir vuruşta felç eden işçilerin dehşetengiz ordusu karşısında titredi. İşçilerin davası için mücadele eden düzinelerce savaşçı, Çarlığın iç düşmanın üzerine yolladığı birliklerin kurşunları altında düştü.

Fakat yalnızca bu iç düşmanın emeğiyle yaşayan egemen sınıfların ve hükümetin, onu yenilgiye uğratabilecek bir gücü yok. Dünya üzerinde hiçbir kuvvet, gittikçe daha fazla sınıf bilinciyle kuşanarak, daha sıkı birleşerek ve örgütlenerek büyüyen milyonlarca işçiyi alt edemez. İşçilerin göğüslediği her yenilgi saflara yeni savaşçılar taşıyor, daha geniş kitleleri yeni hayata uyandırıyor ve onları yeni mücadelelere hazırlıyor.

Şu anda Rusya’da öyle şeyler yaşanıyor ki işçi kitlelerinin bu uyanışı daha da hızlı ve yaygın olmalı ve biz proletarya saflarını birleştirmek ve onu daha kararlı mücadelelere hazırlamak için alabildiğine çabalamalıyız. Savaş proletaryanın en geri kesimlerinin bile politik konular ve sorunlarla ilgilenmesini sağlıyor. Savaş, otokratik düzenin düpedüz çürümüşlüğünü, polisin ve Rusya’yı yöneten saray çetesinin haydutluğunu her zamankinden açık ve net bir biçimde gösteriyor. Halkımız kendi ülkesinde açlık ve yokluktan ölüyor; ama üzerinde başka ulusların yaşadığı binlerce mil uzaktaki yabancı topraklar uğruna yürütülen yıkıcı ve anlamsız bir savaşa sürülmüş durumdalar. Halkımız politik tutsaklık altında zulüm görüyor; oysa diğer halkları köleleştirmek için yürütülen bir savaşa sürülmüş durumdalar. Halkımız ülkedeki politik düzenin değişmesini talep ediyor; ama dikkatini dünyanın öteki ucunda patlayan silahların ateşine vermesi isteniyor. Ama Çarlık hükümeti, ulusun zenginliklerini ve Pasifik kıyılarında ölüme gönderilen genç insanların hayatını çarçur ettiği bu oyunda haddini aştı. Her savaş halkın üzerinde etki yapar ve kültürlü ve özgür Japonya’ya karşı yürütülen savaş Rusya üzerinde korkunç bir etki bıraktı. Bu etki, polis despotizmi yapısının uyanan proletaryanın darbeleriyle sarsıldığı bir zamanda geldi. Savaş hükümetin bütün zayıf noktalarını gösteriyor. Savaş bütün maskeleri indiriyor. Savaş bütün çürümüşlüğü gözler önüne seriyor. Savaş Çarlık otokrasisinin mantıksızlığını tüm insanlar için açık seçik hale getiriyor ve eski Rusya’nın, insanların oy hakkından mahrum edildiği, yok sayıldığı, sindirildiği Rusya’nın, polis hükümetine hala serflik bağlarıyla bağlı Rusya’nın can çekişmesini herkese gösteriyor.

Eski Rusya ölüyor. Onun yerini alacak yeni bir Rusya geliyor. Çarlık otokrasisini koruyan karanlık güçlerin sonu geliyor. Ancak yalnızca sınıf bilinçli ve örgütlü proletarya onlara öldürücü darbeyi indirebilir. Yalnızca sınıf bilinçli ve örgütlü proletarya, halkın sahte değil, gerçek özgürlüğünü kazanabilir. Yalnızca sınıf bilinçli ve örgütlü proletarya, halkı haklarını gaspetmek ve burjuvazinin elinde bir araçtan ibaret kılmak için aldatmaya yönelik olarak atılan adımları engelleyebilir.

Yoldaş işçiler! Öyleyse vakti gelen son kavga için iki kat enerjiyle hazırlanalım! Sosyal-Demokrat proletaryanın saflarını daha da sıklaştıralım! Proletaryanın sözü daha uzak meydanlarda yankılansın! İşçilerin talepleri için mücadele her zamankinden daha büyük bir cesaretle sürdürülsün. 1 Mayıs kutlaması davamıza binlerce yeni savaşçı kazansın ve bütün insanların kurtuluşu için, sermayenin boyunduruğu altında çalışan bütün herkesin özgürlüğü için yürütülen büyük mücadeledeki güçlerimizi daha da büyütsün!

Yaşasın sekiz saatlik işgünü!
Yaşasın uluslararası devrimci sosyal-demokrasi!
Kahrolsun haydut ve soyguncu Çarlık otokrasisi!

Nisan 1904

24 Nisan 2015 Cuma

Barikatları özgürleştir, sınıf savaşımına güç ver!

Emperyalizm dünya kaynaklarını yağmalıyor, halkları köleliğe mahkûm etmek için olanca pervasızlığıyla saldırıyor ‘Demokrasi götürme’ ve ‘İnsani yardım’ adı altında işgaller yaşanıyor, aynı ‘Demokrasi’ oyunları ülkemizde de yaşanıyor, AKP ‘İleri demokrasi’ palavralarıyla hak arayan sendikalı işçilere, muhalif olan aydın ve yazarlara, emekten söz eden sanatçılara, AKP’nin gerici ve faşist burjuva hukukunu eleştiren devrimcilere, üniversite gençliğine saldırıyor.

Roboski’de halkların tepesine bomba yağdırıyor, savaşı sevmese de, sevmediği bir şeyi ısrarla isteyenine tanık olmuşluğumuzda yok ama ‘Demokrasinin gereklerinden biri’ diye, emperyalizmin çıkarları için Ortadoğu ile savaş ilan ediyor. 

Emperyalist Amerika’ya ve NATO’ya tapıyor: hem de Allahlarıymışçasına!

Devrimci avukatlara ve halkın sanatçılarına, halkın müzik gruplarına saldırıyor, bağlamalarda, gitarlarda parmak izi arıyor. Devrimcilerin resimlerini yırtıyor!

Bununla da kalmıyor, tahammülsüzlüğü üst sırada, sanala el atıyor: siber güç göstermeye yelteniyor, devrimci gruplara saldırıyor.

Biçiyor, tasfiye ediyor, biçimlendirmeye çalışıp susturmaya çalışıyor.

Ama tökezliyor!

Ekonomik ve siyasi krizlerin nedeni olan kapitalistler tüm faturayı emekçilere yüklüyor, işten çıkarmalar, esnek, kuralsız ve güvencesiz çalışma genelleşiyor. 'İMF’ye borç para veriyorlarmış' ama İMF halen analarını ağlatıyor. Gelir dağılımındaki eşitsizlik artarak büyüyor, üretilen değere asalak sınıf el koyarken işçi sınıfı her geçen gün daha fazla yoksulluğun pençesine sürükleniyor. Onurumuz, daha da ötesi yaşamlarımız sermayenin çıkarları söz konusu olduğunda önemsizleşiyor…

Sömürü, zorbalık, yozlaşma, gericilik…

AKP iktidarı, diğer yandan grev lafı eden işçiye deli gömleği giydirmek gerektiğini ilan ediyor. YGS rezaletine karşı sokaklara dökülen liseli gençleri, kara cübbeli çeteleriyle korkutmaya uğraşıyorlar. Diyarbakır’da çocuklar sokak ortasında öldürülüyor.

Emek örgütlerine saldırıyorlar, medyaya el koyuyorlar, örgütlenme özgürlüğünü ve düşünce açıklama hakkını yasaklıyorlar. Toplumsal yapının her yanına tarikatlar egemen oluyor…

İşsizlik ve yoksulluk yaygınlaşırken, taşeronlaştırmayla işçilere kuralsız ve güvencesiz çalışma dayatılıyor.

Toplumun her hücresi yozlaşıyor, doğa HES’lerle kapitalist işletmelere peşkeş çekiliyor, geleceğimiz tahrip edilmeye çalışılıyor. Ülke gericileşiyor, ama çaresiz değiliz!

Dünya proletaryası bütün coğrafyalarda mücadele veriyor. Çünkü dünyayı yok oluşun kıyısına getiren emperyalist kapitalist sistemden kurtulmak için isyandan başka yol yok. Latin Amerika, Ortadoğu halkları ‘İsyanın’ güncelliğini muhafaza ediyor, koruyor.

Ne emperyalist - kapitalist sistem ne de onun işbirlikçisi AKP yenilmez değildir!

Hele hele ABD’nin Valisi konumundaki gerici şef Recep Tayyip Erdoğan hiç değildir!

Naylondur, küçücük bir maşadır, yenilecektir - yenilmek zorundadır. Parçalanacaktır, adı bile anılmayacaktır.

Bu işi emperyalizm yapmadan önce isyanı örgütlemek için, halklar yapmalıdır.

İşçinin düşmanlarına, halkların katillerine, emperyalizme ve patron iktidarlarına son verebilmenin, açlığı, sömürüyü bitirmenin ve bir bütün olarak gezegenin yok edilmesini önlemenin tek yolu sosyalizmdir / devrimdir!

İlk görevimiz, ırk, mezhep, cinsiyet, soy / sop ayrımına bakmadan sınıf dayanışmasını yaşama geçirmektir. Bir araya gelip örgütlenmek, birleşebilmektir!

Sermaye nasıl uluslararası bir güçse, işçi sınıfının partisi de ‘Enternasyonal’ olmalıdır!

Enternasyonal’in örgütlenmesi, emperyalizmin siyasi ve askeri saldırısının hedefindeki bölgemiz açısından çok daha acil bir görevdir. Bölge coğrafyasının bütününde örgütlenen ve ulusal sapmalara karşı koyan güçlü bir işçi enternasyonali yaratılamadığı takdirde, daha pek çok milli ve dini boğazlaşmaya tanık olacağımız aşikârdır. Bu coğrafyada yaşanan acıların tek ilacı, emperyalizmi kovacak, burjuvaziyi mülksüzleştirecek bölgesel bir devrimdir!

Birleşik bir cephedir…

Umudumuz: kendi alternatiflerini yaratabilecek olanlardır. Tüm emek ve mücadele örgütlerinin, patron saldırılarına karşı ortak bir savunma cephesinde toplanması halinde, ülke ve bölge halkları için bir umut doğacaktır!

Yaşasın 1 Mayıs!
Yaşasın proletaryanın burjuvaziye karşı savaşı!
Savaşarak birleşelim!
Barikatları ateşe verelim!
Sokakları özgürleştirelim!
Bijî Şoreş û Civakparêzî!
Bıjî yek gûlan!


FKBC | Faşizme Karşı Birleşik Cephe

Düzmece masayı gazetecilerin önün de tekmeleyerek bir gelenek başlatmış devrimci bir geleneğin mimarı: Remzi Basalak

Remzi Basalak, hani emniyette üstünde silahlar, mermiler, bombalar, kitaplar, dergiler olan bir masa önünde devrimcileri (anarşikleri) gazetecilere sergilerlerdi, işte yakaladık bu kadar silahla ve bombayla birlikte diye, hala bazen yapıyorlar ya işte o düzmece masayı gazetecilerin önün de tekmeleyerek bir gelenek başlatmış TİKB'li komünist devrimci.

Evet, yakalanışını basına gösteren kameralar karşısında önüne kurulan masayı devirmesiyle akıllarda kalan Remzi Basalak var bizim sol tarihimizde. 1992'de Türkiye İhtilalci Komünistler Birliği (TİKB)'e yapılan operasyonda yakalanmıştır. Yakalandığı akşam paralar ve silahlarla basının önüne çıkarılır. Bu bir devlet geleneğidir uzun süreden beri devam eden, yakalanan solcular ağır işkence sonucu başı eğik şekilde yenilmiş bir görüntü çizerek getirilir basının önüne. Hatta pek çok sol ekibin lideri 12 Eylül döneminde bu görüntüleri vermişlerdir.

Remzi Basalak tam basının önüne çıkarıldığı vakit masaya tekmeyi vurur, slogan atmaya başlar, paralar ve silahlar yerlere dökülür. Neye uğradığını şaşıran polis Remzi Basalak'ı o akşam işkencede katleder. bu eylem o kadar etkili olmuş, o kadar ses getirmiştir ki, bir daha polis hiçbir solcuyu bu halde basının önüne çıkaramaz. Mehmet Ağar ve kontra ekipleri büyük bir yenilgi almıştır.

Alkış, nezaket, diplomasi, adap, erkân, espriler, şakalar, komiklikler filan. 

Remzi Basalak’ı hatırlayın, bizim geleneğimiz o...

İlgilisi için bakınız Remiz Basalak’ın ardından 7 Ekim 2013 yılında Proleter Devrimci Duruş dergisinden yayımlanan “O’nun ardından” başlıklı yazı.