11 Ağustos 2014 Pazartesi

Kızıl Ordu'yu inşa edin!

Orijinal ismi "Die Rote Armee Aufbauen (Rote Armee Fraktion)" olan 5 Haziran 1970'de Gudrun Ensslin tarafından yayınlanmış mektup. Kızıl Ordu (RAF)'nun neden kurulması gerektiğini çok güzel anlatır.

Kısaltılmış çevirisi şu şekildedir:

Kızıl Ordu’yu inşa edin! 
“883’teki yoldaşlar, yanlış insanlara doğruyu anlatmaya çalışmanın anlamı yok. Biz bunu daha önce uzun süre yaptık. Baader’in hapisten kurtuluşu eylemini biz entelektüel gevezelere, korkudan altına edenlere, her şeyin en iyisini bilenlere anlatmaya kalkmadık, aksine halkın potansiyel devrimci kesimine anlattık. Bu eylemi, bunu hemen kavrayabileceklere anlattık, çünkü onlar da zaten hapiste. Eylemsiz sol gevezelik halkın bu kesimlerine hiçbir şey veremez. Halkın buna karnı tok.

Baader’in kurtuluşu eylemini Märkischer semtinin gençliğine anlatmalısınız, Eichenhof, Ollenhauer, Heiligensee’deki kızlara anlatmalısınız, yetiştirme yurtlarındaki delikanlılara anlatmalısınız. Çok çocuklu yoksul ailelere, genç işçilere ve çıraklara, ortaokul öğrencilerine, yoksul semtlerdeki ailelere, Siemens, AEG-Telefunken, Sel ve Osram işçilerine, hem ev işi yapıp çocuğa bakmak hem de akord çalışma zorunda kalan evli kadın işçilere anlatmalısınız, lanet olsun!

Bu eylemi, yaşadıkları sömürü karşılığında yaşam standartlarının yükselmesi ve tüketim artışı gibi tazminat alamayanlara, ev kredisi anlaşması, küçük kredi, orta sınıf otomobili olmayanlara anlatmalısınız. Bütün bu ıvır zıvırlara sahip olmayacaklarını bilenlere ve bunun peşinde koşmayanlara!

Öğretmenlerinin ve eğitimcilerinin, kurum yöneticilerinin ve bakım kurumlarının, usta ve ustabaşılarının ve sendika temsilcilerinin ve de semt belediye başkanlarının gelecek vaatlerinin yalan olduğunu bilen ama sadece polisten korkusu kalmış bütün insanlara! Bunların tümüne -ama küçük burjuva entelektüellerine değil- artık sona gelindiğini, bundan sonra başka bir şeyin başladığını ve Baader’in kurtuluşu eyleminin sadece bir başlangıç olduğunu anlatmalısınız! Ki, aynasızlar düzeninin sonu görülüyor.

Onlara Kızıl Ordu Fraksiyonu inşa ettiğimizi ve bunun onların ordusu olduğunu söyleyin. Ve şimdi her şeyin başladığını da söyleyin. Onlar “neden şimdi” diye aptalca sorular sormayacaktır. Çünkü onlar, devlet daireleri ve makamlarla binlerce yolu arkada bıraktı, süreçlerle dansları, bekleme süresi ve bekleme odalarını, tarihleri, kesin hallolanları ve hiçbir şeyin hallolmadığını geride bıraktı. Ve sempatik öğretmenle konuşmayı başarıp buna rağmen sonunda sınıfta kalmayı engelleyemeyenler ya da çocuğunun anaokulu için hiçbir yer kalmadığını söyleyen çaresiz anaokulu öğretmenini de arkada bırakanlar… Size “neden şimdi” sorusunu sormayacaklar lanet olsun!

Tabii ki gazetelerinizi polis el koymadan önce dağıtacak durumda olmamanızın nedenleri konusunda söylediğiniz hiçbir söze de inanmayacaklardır. Çünkü yalaka solun ajitasyonuna gelmeyip, domuzların yaklaşamayacağı bir dağıtım ağı kurmak zorunda olan gerçekçi sol olmalısınız. “Bu çok zor” diye saçmalamayı bırakın(...)

Çelişkileri doruğa çıkarmak ne demek? Kafanı kesmeleri için uzatmamak demek. Bunun için Kızıl Ordu’yu kuruyoruz. Ebeveynlerin arkasında öğretmen, gençlik dairesi ve polis duruyor. Ustabaşının arkasında usta, personel bürosu, fabrika koruması, sigorta ve polis duruyor. Kapıcının arkasında apartman yönetimi, ev sahibi, mahkeme icracısı, tahliye davaları ve polis duruyor. Domuzlar notlarla, işten atmayla, kovmayla ve bir sürü hokus pokusla işlerini görüyor. (…)

Şunu açıkça kavramalısınız ki, emperyalizmin sosyal demokrat pisliği, senatodan gençlik dairesine kadar her yere sızmış olabilir ve sizi elinde oynatmak, aldatmak, gafil avlamak, tuzağa düşürmek, korkutmak, savaşmadan ortadan kaldırmak gibi her türlü domuzluğu yapmaya hazırdır.

Şunu açıkça kavramalısınız ki, devrim bir paskalya yürüyüşü olmayacak. ki domuzlar, bütün araçları sonuna kadar kullansa da ama hepsi bu kadar, daha ileri gidemeyecekler. Çelişkileri sivriltmek için Kızıl Ordu’yu inşa ediyoruz. Kızıl Ordu’yu inşa etmeden bütün çelişkiler ve fabrikalardaki, mahallelerdeki siyasi çalışmalar boşa çıkacaktır ve reformizmin yargısıyla mahkûm edilecektir. (…) Bu sadece halkı mahveder, ama halkı mahvedeni mahvetmez!

(…) Çelişkileri doruğa tırmandırmak demek, onların her istediklerini yapmaları değil, tam aksine biz ne istersek onu yapmak zorunda kalmaları demek. Üçüncü dünyanın sömürülmesinden, pers petrollerinden, Bolivya’nın muzundan, Güney Afrika’nın altınından pay alamayanların, sömürücülerle birlikte olmasının hiçbir temeli olmadığını onlara açıkça anlatın. Onlar şimdi burada neler döndüğünü ve Filistin, Vietnam, Guatemala, Küba ve Çin’de daha önce neler olduğunu anlar. Baader’in kurtuluşu eyleminin tek bir eylem olmadığını, ama bundan önce Almanya’da hiç gerçekleşmemiş bir eylemin ilki olduğunu eğer anlatırsanız, onlar anlar.

Lanet olsun! Aranan evlerde divanlarda oturup küçük hesaplı kuş beyinliler gibi aşklarınızı anlatmaktan vazgeçin. Gerçek bir dağıtım ağı kurun. Herkesi ayaktakımı yapmaya çalışan sosyal çalışmacıları, lahana kemiricilerini, korkudan altına edenleri bırakın oldukları yerde.

Hak edenlerin suratına tokat atmak için bekleyen proleter kadınları ve lümpen proletaryayı bulun. Yetiştirme ve işçi yurtları nerede, nerede çok çocuklu aileler onları bulun.

Onlar liderliği üstleneceklerdir.

Yakalanmayın, yakalanmamayı bilenlerden -ki bunu sizden daha iyi biliyorlar- yakalanmamayı öğrenin.

Sınıf savaşını yükseltin. Proletaryayı örgütleyin. (…)

Kızıl Ordu’yu inşa edin!
Gudrun Ensslin

ÖDP, SYKP, SDP, Halkevleri, HTKP ve KP'den seçime dair açıklama: Mücadeleye devam!

Seçim sonuçlarını değerlendiren sol parti ve kurumlar Erdoğan'ın Cumhurbaşkanlığı'nı gayrimeşru olduğunu belirtirken 'mücadeleye devam' dedi.

10 Ağustos'ta yapılan ve Recep Tayyip Erdoğan'ın kazandığı Cumhurbaşkanlığı seçimleri ardından Türkiye solu seçim değerlendirmesi yaptı. Yapılan açıklamalarda mücadele vurgusu yapıldı.

Özgürlük ve Dayanışma Partisi, Cumhurbaşkanlığı seçim sonuçlarına yaptığı açıklamada seçim sonuçların solun önüne koyduğu en açıl görevin “Birleşik bir direniş seçeneğinin yaratılması” olduğu vurgulandı.

ÖDP, Erdoğan'ın adaletsiz bir süreç sonucunda seçimi 'sınırda' bir oyla kazandığı vurgularken halkın çoğunluğunun ise Erdoğan'a 'hayır' dediğinin altı çizdi. Ekmeleddin İhsanoğlu'nun adaylığı için muhalefetin sağa açılma stratejisinin iflas ettiği belirtildi. Demirtaş'ın ise bir seçim başarısı elde ettiği ifade edildi; ancak adaylığın “Tüm muhalefet dinamiklerini de kapsayan daha geniş tabanlı bir ortaklık olarak gelişebilseydi” bu başarının daha ötesine geçileceği kaydedildi.

ÖDP'nin açıklamasında “Sonuçların kriz içerisinde ilerleyen mevcut durumu değiştirmediği” belirtilirken şu ifadelere yer verildi: "Sol-sosyalist hareket açısından CB seçimi uyarıcı niteliktedir. Önümüzdeki daha zorlu ve çetin geçecek mücadelenin ihtiyaçlarına yanıt verecek birleşik bir direnme zeminini ve seçeneğini hep birlikte inşa etmeliyiz. Eğer bu yaratılamazsa devrimci direniş imkanının umutsuzluk içerisinde boğulmasının önüne de geçilemeyecektir. Sol-sosyalist hareket bu sorumluluğunu yerine getirebildiği oranda etkili olabilecektir.”
***
Halkevleri'nin yaptığı seçim değerlendirmesinde ise kadın, doğa, işçi düşmanı olan, Gezi'deki devlet şiddetinin sorumlusu olan Erdoğan'ın Cumhurbaşkanı olmasının gayrimeşru olduğunu söylendi.
***
Cumhurbaşkanlığı seçim sonuçları hakkında bir açıklama yayımlayan Komünist Parti, toplamda 34 milyon seçmenin Erdoğan'a hayır dediğine dikkat çekerek, "Gericiliği yenmek için karşısına yeni bir düzenle, sosyalizmle çıkmaktan başka çare yoktur" dedi.
***
Halkın Türkiye Komünist Partisi'nden yapılan açıklamada “Cumhurbaşkanlığı seçimi göstermiştir ki, gericilik yarışını kazanmış olan değil, bu tepkiyi örgütlü bir güce dönüştürebilen dinamik Türkiye'nin geleceğini belirleyecektir. Gericiliğin karşısına başka bir gericilikle çıkılamaz. Bu ülkenin kurtuluşu ancak ve ancak soldadır” denildi.
***
Sosyalist Demokrasi Partisi (SDP): "Demirtaş seçimin tartışmasız esas kazananıdır. Oylarımız Türkiye ve Küdistan'da ortalama yüzde 50 oranında arttı ve temsil ettiğimiz ilkeler halk tarafından hüsnü kabul gördü. HDP projesi batıda da güçlü destek gördü. Seçimlerde siyasi demokrasi mücadelesi ekseninde kurulan dil ve propaganda yöntemi, var olan pek çok imkansızlığa rağmen elde ettiğimiz başarının önemli sebebidir. Solun HDP'yi marjinalleştireceğine dair iddialar anlamını yitirdi."
***
Sosyalist Yeniden Kuruluş Partisi (SYKP): Uzun süredir Türkiye’nin demokratikleşmesinin biricik yolunun Kürtlerin özgürlük ve eşitlik mücadelesiyle, işçilerin, Alevilerin, demokrat Müslümanların, kadınların, LGBTİ’lerin, gençlerin özgürlük ve eşitlik mücadelesinin asgari demokrasi programı etrafında birleşmesi olduğunu savunuyoruz. Cumhurbaşkanlığı seçim sonuçlarına ilişkin yapacağımız ilk tespit seçimin asıl kazananın Demirtaş’ın adaylığında HDK/HDP’nin bu çizgi olduğudur."

1 Ağustos 2014 Cuma

FKBC: Sol içi şiddet kimseye onur katmaz!

Devrimci şiddet, karşı-devrimci sınıf ve akımlara karşı kullanılır. Halka ve halkın kurtuluşu için yaşamlarını ortaya koymuş olan devrimcilere karşı şiddet uyguluyor ve bunu bir çizgi haline getiriyorsa, burada devrimcilik bitmiş demektir. Yurtseveler, sosyalistler ve komünistler dostları ile birlikte düşmanlarını ayırt edecek bir durumda olmalıdır. Ve FKBC bunun farkındadır. Zorbalığa dayanarak, karşı devrimin yöntemlerini devreye sokarak ayakta kalma yolu izleniyor ki, işte burada ilerletici olan hiç bir şey yok demektir.

Kendine devrimciyim diyenlerin halka ve devrimcilere karşı kullandıkları karşı-devrimci şiddetle karşılaşan insanlar nereye ve kime sığınacaktır? Bu tip davranışlar egemen sınıflara hizmet eder, devrim saflarında yer alacak insanları ürkütür, devrimci güçleri böler ve devrimcilere karşı güvensizlik yaratır. Sol içi şiddet kimseye onur katmaz!

Faşist, karşı-devrime karşı her alanda ortak hareket etmek ve en küçük bir olanağı bile karşı-devrim güçlerini parçalamaya yöneltmenin acil bir görev olarak önümüzde durduğu koşullarda, devrimci örgütler içindeki çeşitli ideolojik - siyasal ve örgütsel farklılıklardan, güven ilişkilerinin ortadan kalkmasından dolayı gündeme gelen ayrılıklarda karşı-devrimci şiddeti kullanarak, devrimci saflarda güvensizliği yaygınlaştırıp, kin tohumlarını saçmak, aklı başında ve halkı düşünen hiç bir devrimcinin yapabileceği bir şey olamaz. Kabul etmemiz gerekir ki bu tür eylem ve girişimler bizleri pasifleştirip, geriye savurur. 

Bunu kabul edemeyiz...

Türkiye devrimci hareketinde müthiş bir geriye savrulma ve yozlaşma yaşanıyor. Kitle tabanına oturamayan ve proletarya hareketinden soyutlanmış olarak, sınıf dışı kesimler içinden güç alarak ilerlemeye çalışan Türkiye Devrimci Hareketi (TDH), tam bir kör dövüşü yaşıyor. Kendine devrimci ve hatta komünist diyen örgütler kendi iç ve dışlarındaki farklı düşünen devrimcilere ve halka zorba yöntemleri uygulayarak ayakta kalmaya çalışıyorlar.

Birkaç gündür Halk Cephesi ve Halkın Demokrasi Partisi (HDP) arasında başlayan çatışma ortamı yerini karşılklı ‘sağduyu’ çağrılarına bırakmıştı. Fakat 31 Temmuz – 1 Ağustos akşam saatlerinde İstanbul Gazi Mahallesi’nde, henüz çocuk yaştaki tekstil işçisi İbrahim Öksüz, silahlı çatışma arasında kalıp kalbinden vurularak yaşamını yitirdi. 

Biliyoruz ki uzunca bir süredir uyuşturucu çeteleri, kentlerimizin ranta açık yoksul mahallelerinde polisle işbirliği halinde halka baskı uygulamakta. Bunun en son tanığı Hasan Ferit Gedik ve yine bununla ilintili olarak Hasan Ferit’in ailesi, mahallesi ve nezdinde de bizleriz. Süreçin takipçisiyiz, Gezi’yle başlayan süreçte FKBC olarak Hasan Ferit Gedik’in kaltedildiği gece katil çete üyelerinin deşifre edilmesi açısından üzerimize düşeni yaptık, yapmaya da devam edeceğiz. Salt bizlerle birlikte diğer devrimci kurumların azmini, dayanışmasını anımsıyoruz. Devletin, rantsal dönüşüme zemin hazırlamak için bu mahallelerdeki yıldırma ve yozlaştırma politikalarını bu uyuşturucu çeteleri üzerinden yaygınlaştırdığını Halk Cepheliler de Yurtseverler de bilmektedir. Zira yer yer ortak hareket eden bu kurumların uyuşturucu kullanımının 12 yaşına kadar düştüğü bu mahallelerde, gençlerimiz için ne mücadeleler verdiklerini elbette bizler de bilmekteyiz. Öyle görünüyor ki bu unutulmuş durumdadır. Barikat ve siper yoldaşlığı polis çetelerinin asıl önünü şimdi açmaktadır. Yozlaşmaya karşı mücadele eden halka azgınca saldıranların önünü açtığımızın farkına varmamız gerekmektedir.

Kaldıki kronolojik olarak gidersek tüm bunlardan önce Nurtepe’de Halk Cephesi ile HDP arasında yaşanan ‘stand açtırmama’ gerilimi Sancaktepe, Okmeydanı ve Gazi mahallesine sıçradı. Her iki yapının da diğeri için siyasal eleştiriyi aşan sorumsuzca beyanları gerilimin ve çatışmanın daha da yaygınlaşmasına sebep olmuştur. 

En acısı da HDP ve Halk Cephesi gibi sol / devrimci akım ve kurumların eleştirmiş olduğumuz ve on iki yıldır iktidarda bulunan AKP ve de onun gerici şefi Recep Tayyip Erdoğan kliği gibi etnik ve mezhepler üzerinden birbiri üzerine yüklenilmesi söz konusudur ki, hakikaten vahimdir ve acıdır. Elbette salt buna diğer etkenleri de katmamız gerekmektedir. Çeşitli siyasal çevrelere ait dükkânlar, çay ocakları yakıldı, yıkıldı. İşte maalesef mahallerimize giremeyen sistem ve onların katil sürüleri mahallelerimize girmek için fırsat kollayan polis ise fırsatı kaçırmadı ve çatışmaları bastırma bahanesiyle sokakları terörize etti. Zira bu gergin ortamın devletin istihbaratının, özel provokatörlerinin iş başına geçebileceği, sol içi şiddeti tırmandırmak için eylemler organize edebileceğini akıllarımızdan çıkarılmamalıyız. Öyle ki daha önce farklı semtlerde mahalle halkına saldıran uyuşturucu çeteleri de fırsattan istifade ederek yeniden bu mahallelerde başını kaldırdı. 

Yukarıda da belirttiğimiz gibi biliyoruz ki; bu ülkenin yoksulları, devrimcileriyle birlikte ilerici güçleri kendilerini var edebilmek adına birçok yerde defalarca devlet - çete işbirliğindeki çirkin saldırılara karşı yan yana durmayı bildi. Yine bilmelidir, bilecektir. Temenniyle birlikte inançımız tam da bu yöndedir. 

Mahallelerimizde ki yozlaşma ve rekabet yerine ilericilik ve özgürlüğü ön plana çıkararak yasakçılığı terk edip, birbirimize karşı uzlaşmayı ve devrimci dayanışmayı öne alan ve de devrimci sorumluluğu, örgütlülüğü, kolektivizmi geliştirmeliyiz. 

Gezi direnişinden (Haziran isyanından) bu yana gelişen AKP’ye karşı direnme eğilimlerinin rotasını koyan ve direnmenin yerüyüzünde görülmemiş örneklerini bu direnişte gösteren bütün fraksiyon ve katmanlarının, umutlarımızı tüketmek yerine umutlarımıza güç katmalarını ve de bu konuda tüm kişi ve kurumları sorumlu davranmaya çağırıyoruz.

Çocuk yaşında çalışmak zorunda kalan ve kalbinden vurularak yaşamını yitiren İbrahim Öksüz kardeşimizin ailesine başsağlığı diliyor, adalet mücadelelerinde yanlarında olacağımızı belirtiyoruz.

Birbirimizin üzerine basarak yükselmek yerine tam aksine rekabetçi tutumları terk ederek, dışa dönük birleşik mücadele deneyimlerinin zeminlerini hazırlamalı, bunu öncelikle Türkiye Devrimci Hareketi (TDH)’nin siyasal mücadelesinde tarihsel olarak gösterdiğimiz gibi sınıf savaşımında göstermeliyiz.

Son olarak başından itibaren HDP ve Halk Cephesi arasında yaşanan gerginlikte olayların yayılmasına yol açan ve sosyal medyada devrimci ahlaka yakışmayan hakaret ve küfür ederek kendince çeşitli açıklama yapan, provokatörlük yapıp karşı-devrimin değirmenine su taşıyan ve bunlara sebep olan, ortalıkta istihbaratçılara özenen yetersiz tipleri, sosyal medyada her iki taraf adına birer hesap açarak ortalığı karıştıran ve ‘HDP ve Halk Cephesi çatışması başlığıyla’ giden bu çatışma ve gerilimde provokasyona tam gaz giderek kışkırtmayı körüklemiş kafasızları da hatırlatmak istiyoruz. Suçludurlar. 

Provokatörlere izin vermeyelim, sol içi çatışmayı mahkûm edelim…

Yaşasın sınıf savaşımı!
Yaşasın devrimci dayanışma!
FKBC | Faşizme Karşı Birleşik Cephe