23 Şubat 2014 Pazar

Örgüt/Lenin

Örgütsüzleri herkes sever diyoruz. Bu sözümüz özellikle burjuva demagoglar için geçerli, onların sık sık dillendirdiği bir kelimedir. Örgütsüzler… 

AKP örneğin, bir iktidar partisi olarak kendisi dışında hiç kimsenin örgütlenmesini istemiyor. Hatta ileri gidersek neredeyse örgütlenecekseniz bu -gerici- çatı altında örgütlenin diyecekler. Kendi teşiklatları (örgütleri) dışında kim örgütlüyse (herkes) illegal ve terör örgütü. Anlayacağınız oldukça edepsiz bir durum söz konusu, zaten 12 yılı aşkın bir süredir edepsizlikleriyle o koltuklarda oturuyorlar. 

Yine gelin görün ki kendileri örgütlüdür: örneğin bir sermaye grupları vardır, vakıfları, dernekleri vardır. Bu MÜSİAD’tır, TÜSİAD’tır, TUSKON’dur, İslami sermayedir, geleneksel sermayedir, liberal - muhafazakâr vb. gibi niceleridir. Kendileri dışında başkalarının örgütlü olmasını istemezler. Bir de “Herkes birlik olsun” isteyen “Sol” vardır, bunu söyleyen “Sol” yukarıda andığımız bu “Örgütsüz, örgütlü” demagoglar kadar maalesef örgütlü değildir. 

Oysa “Herkes birlik olsun” yerine bugünün şiarı “Örgütlenin” olmalıdır, “Herkes birlik olsun” yerine “Herkes yürüsün, hatta koşsun” denmelidir. Zira ilerleyenler buluşur. Bu yüzden solun akla değil, enerjiye, kapı kapı, mahalle mahalle, fabrika fabrika dolaşıp sol seçeneği örgütleyecek, yazısıyla, konuşmasıyla, duruşuyla bunu umut verecek insanlara, gerçek aydınlara gereksinimi var. 

Biraz önce yukarıda adını andığımız ve kendilerinin dışında başkalarının örgütlenmesini istemeyen egemen blok çözülüyor, piyasacı olduğu için, hırsız olduğu için çözülüyor, gerici olduğu için çözülüyor. Evet, sermayesiyle, TSK’sıyla çözülüyorlar(!) ama bakmışsınız ki hemen yine toparlanıyorlar. Toparlanıyorlarsa toparlansınlar, oysa sol işte buna yani yeniden bu toparlanma nasıl oluyor buna çözüm bulmalıdır. Bu tartışmalara yoğunlaşmalıdır, sol içi tartışmalara değil.

Şunu diyoruz: gerici AKP ve onun gerici şefi çözülme evresindedir, çözülecektir. AKP çözülmeye başladığında, bütün bir ağ çözülecek. Zaten başladılar, birbirlerini yemeye, yiyerek dağılacaklar. Birincisi AKP, Suriye’de savaş suçlusudur, ikincisi hırsızlıktan - yolsuzluktan suçludur. Tırnak içerisinde belirtmek gerekirse AKP “İleri” demokrasisi gidecektir, yerine ABD’nin AKP üzerinden arzuladığı ama bir türlü AKP’nin yerine getirmediği “Amerikan demokrasisi” şu ya da bu şekilde (CHP) önümüzdeki dönemlerde yürürlüğe sokulacaktır. Planda, programda budur. Süreç işlemiştir, işlemektedir. 

Oysa bütün bunlar olup biterken, dışarıda hayat vardır, halk vardır. Gezi ile başlayan hareketlenmeler değerleri vardır, değer diyoruz, çünkü değerlidir ve önemlidir. Değerlidir çünkü Gezi’de kaybettiklerimiz vardır, değerlidir yaralılar ve sakat kalanlarımız vardır. Değerlidir çünkü öyle ya da böyle Kürt hareketiyle birlikte artık Anadolu’da oluşmuş, taşıyıcı çelikten artık sütun vardır. Yüzde 30’luk bir değerdir bu. “Gezi geçti, yaşandı ve bitti” böyle bakılıyor ama öyle değildir. Gezi, geçmiş tüm örneklerin hepsinin de çok ötesine geçen bir halk hareketidir. Yeryüzü çocuklarının tarihte görülmemiş isyanıdır. Bitmez! 

***
Dolayısıyla hayatında dahi oy kullanmamış milyonlarca genç vardır. Bu yüzden onların karşısına örgütlü çıkmayan herkes günahkardır. Bu yüzden şiarımız “Örgütlenin”dir!

Sosyalist sol içerisinde örgütlenmede rekabet olmaz, çünkü solun sınırları içinde kalan her oluşum, herkes örgütlenmelidir, büyümelidir. Sol zayıfmış, parçalıymış, biz inanıyoruz sosyalist sola, sol ayağa kalkar ve aynı yolda yürüyenler buluşur da, birleşir de.

Kim için ayağa kalkacağız, halkın çıkarları, insanlık değerleri için, zira solculuk burada başlar. Solculuk derken CHP vb. solculuktan söz etmiyoruz. Artı değerden, ezen - ezilen meselesinden söz eden soldan, sosyalist soldan söz ediyoruz. Liberalizme bulaşmamış, tavır almış soldan.

Bu yüzden, halka inanıyorsak ve yürüyeceksek önce ayağa kalkmamız gerek! 

Örgütlenin! Yürüyelim!

19 Şubat 2014 Çarşamba

#GrupYorumAçlıkGrevinde

Pir Sultan Abdalar’dan Yunus’lara, Nâzım Hikmet’lerden Ahmed Arif’lere, Ruhi Su’lardan Mahzuni Şerif’lere, Victor Jara’lardan Mercedes Sosa’lara yüzyıllardır yankılanan bu ses hiç susmayacak!

Grup Yorum halktır, susturulamaz!
Not / Bilgi: Grup Yorum üyeleri, 2014-14 Şubat’ta saat 14.00’de Diren! Kazova Kültür Merkezi ve Mağazası önünde yurt dışı yasaklarına karşı bir ay boyunca ‘Açlık Grevi’ne başladı.

16 Şubat 2014 Pazar

Ulaş Bardakçı’nın bilinmeyen savunması

68 Kuşağı'nın gençlik önderlerinden Ulaş Bardakçı'nın mahkemeye verdiği kamuoyunda az bilinen savunması.

Hakim bey, önce geçen celsede cevaplandırmadığım soruya mahkeme heyetine güven duyup; duymama sorusuna cevap vermek isterim. Mahkeme heyetinde görev alan şahısların hiç birini tanımam. Bu sebeple güven duyup duymamak söz konusu değildir. Fakat gerçek olan şudur ki: Mahkemeniz bağımsız bir mahkeme olma niteliğine sahip değildir.  Bu durumu göz önüne alarak istifa etmeniz gerekir. Cevap vermediğim kimliğime gelince, adım Ulaş Bardakçı. 1947 doğumluyum. THKP ve THKC'nin bir savaşçısıyım.

İddianamade, Kurtuluş Savaşı'ndan, Anayasa'dan, gençlik olaylarından bahsedilerek ve yayın organlarından, yazılarımızdan parçalar alınarak, bir giriş yapıldığını, buna bağlı olarak yaptığımız eylemleri okudum. Bu eylemler sonucu anayasayı ihlal suçundan ceza görmemiz isteniyor. İddianame üzerine görüşlerimi belirtmek için birkaç konuya değinmek istiyorum.

Okuduğum iddianamenin özü, yaptığımız eylemlerin proleterya diktatörlüğünü amaçlayan eylemler olduğunu ıspatlamaya yöneliktir.

Savcı, bu iddiasını sağlamak için yazılarımızdan kopuk ve Marksizm’in klasik kitaplarından eksik teorik aktarmalar yapmış, bize ait olmayan yazılara başvurmuş, dipnot düşer gibi bu iddianameyi hazırlamıştır. Yapmak istediği ise bağımsızlık ve demokrasi için savaşanların stratejik hedefinin proleterya diktatörlüğü olduğunu ıspatlamak, ucuz bir zafer kazanmaktır. Savcı iddianamesine temel olarak Milli Demokratik Devrimi seçmiş, hiç de iyi bilmediği bir alanda at koşturduğu için konuları birbirine karıştırmıştır. Mekanik bir düşünce içerisinde hareket ettiği için de bir o yazıdan, bir bu yazıdan cümleler alıp ard arda eklemeler yapmakla bu işi kıvırabileceğini zannetmiştir.  Ama bu işte yanılmışsınız Bay Savcı.

14 Şubat 2014 Cuma

Bu konserde para geçmiyor

Geçtiğimiz Eylül ayında, Hatay’ın Armutlu Mahallesindeki ODTÜ protestolarında hayatını kaybeden Ahmet Atakan’ın anısına açılacak olan Ahmet Atakan Kütüphanesi’ne kitap toplamak amacı ile 16 Şubat Pazar günü Karakedi Kültür Merkezi’nde bir etkinlik düzenleniyor.

Dodan Özer, Luxus ve Siya Siyabend’in sahne alacağı gecede etkinliği düzenleyenler giriş bedeli olarak bir tane kitap talep ediyorlar. Gecede toplanan kitapların tümü Ahmet Atakan Kütüphanesi’ne gönderilecek. Eğer bağışlayacağınız kitap yoksa merak etmeyin Pazar akşamı mekan girişinde kurulacak kitap tezgahından bir kitap seçebilirsiniz.

Adres: General Yazgan Sok. No: 6 

Asmalımescit Mah. 34200 - Beyoğlu

Kapı açılışı: 19:00

10 Şubat 2014 Pazartesi

İstanbul Tabip Odası'ndan Habertürk'e çağrı: "Basın alanından çekilin"

İstanbul Tabip Odası, Habertürk Gazetesi'nin 24 Eylül 2013 tarihli nüshasının 24. sayfasında yer alan "Bu mu sağlıkta çağ atladığı iddiasındaki Türkiye" başlıklı habere Recep Tayyip Erdoğan'ın müdahale etmesini ve haberi yapan 3 gazetecinin işten çıkarılmasına tepki gösterdi.

"Bu mu ileri demokrasi, bu mu bağımsız basın iddiasındaki Türkiye" diyen İstanbul Tabip Odası, "Hepsinden vazgeçtik, gerçek ve namuslu bir haberle, ülkedeki bir sağlık sorununu görünür kıldığı için üç basın emekçisini işten attıracak 'vicdansızlıktaki Türkiye'" dedi.

İstanbul Tabip Odası, açıklamasında şu ifadelere yer verdi:

Her şeyin kanıksandığı, bu kadar da olmaz denilen her şeyin olabildiği, ülke yönetiminde en yetkili makamlarda bulunanlar başta olmak üzere, iş dünyasından, yargısına, bürokrasisinden, medyasına kadar hiçbir ahlaki normun korunamadığı günlerden geçiyoruz. Tarafsızlığını zaten yitirdiği ayyuka çıkmış bir gazetenin 24. sayfasındaki sağlık haberine bile tahammül edemeyen, buna müdahaleyi kendine hak gören başbakanın yönettiği bir ülkede yaşıyoruz.

24 Eylül 2013 günü HaberTürk gazetesinin 24. Sayfasında bir sağlık haberi yayınlanıyor. “Bu mu sağlıkta çağ atladığı iddiasındaki Türkiye” başlıklı. İstanbul Tabip Odası olarak yıllardır, yüzlerce kez söylediğimiz, örneklerini sunduğumuz bir tablonun, sağlığın paralılaşmasının, tüketim odaklı oluşunun, gereksinimi olana değil de, piyasa da tüketici olana odaklanmış bir sağlık sistemi kurulduğunu ifade ettik. Bu açıklamalarımızın, bu konulardaki raporlarımızın medyada yer bul(a)mamasının nedenini şimdi daha iyi anlıyoruz. Meğer diğerlerinde olduğu gibi sağlık konusunda da neyin haber yapılıp neyin yapılmayacağını başbakan ya da onun görevlendirdiği medya komiserleri karar veriyormuş. Meğer ülkede sağlık dahil olmak üzere yaşanan aksaklıkların, sorunların haberinin, uygulanan politikaların eleştirilerinin medyada yer bulabilmesi için medya komiseri olarak görevlendirilmiş kişilerin o gün evlerine erken gitmesi, kontrolü o anlık kaybetmeleri gerekiyormuş.

Bizler bu ülkenin onurlu hekimleri olarak, ülkemizin bu onursuzluğu hak etmediğini düşünüyoruz. Bu anlayışa, bu pespayeliğe alışmayacağımızı, kanıksamayacağımızı, olağan kabul etmeyeceğimizi ilan ediyoruz.

İstanbul Tabip Odası olarak, başta sağlık hizmeti ve tıp eğitimi olmak üzere; emeğe, çevreye saygılı, insanca yaşanabilir bir ülke ve demokratik bir rejim konusundaki kaygı, eleştiri ve önerilerimizi söylemeye devam edeceğiz. Bunların medyada yer bulup bulmadığı ülkemizin demokrasi ile yönetilip yönetilmediğinin turnusolünü oluşturacaktır.

Gazetenin 24. Sayfadaki sağlık haberini kaldırmayı kalkışan yetkilileri istifaya, ilgili basın kuruluşunu basın alanından çekilmeye davet ediyoruz. "

Ne olmuştu?
24 Eylül 2013′te Habertürk’ün 24. sayfasında çıkan bu haber üzerine Tayyip Erdoğan, Habertürk’teki “komiseri” Fatih Saraç’ı arayarak şikayet etmiş ve bunun üzerine Fatih Saraç ve Fatih Altaylı haberi “nankörlük” diye eleştirdikten sonra gazetecileri işten çıkarıp durumu Yalçın Akdoğan’a rapor etmişti.

6 Şubat 2014 Perşembe

Sarısülük Ailesi'nden mektup var!

BİLİR MİSİN?
Özlemin tadını bilir misin?
Buğulu sıcak somun ekmeğinin kokusunu
Bebelerin gözlerinde ki yaş;
ıslatıyor gözümü desem
Öfkemi bilir misin?
Bilir misin, kaç dil susturulur
Kaç çiçek vurdurulur geceleri
Yağmur seli caddelerde
Kaç ananın gözyaşı akar,
bilir misin?

Ethem Sarısülük davasını anlatmak-hatırlatmak- için önceki davaların kısaca da olsa özetini yapmakta yarar görüyoruz. Ethem'i katleden polis Ahmet Şahbaz 1 Haziran'dan günler sonra ortaya çıkmış, olay yeri tutanağında imzası, balistik raporu, video görüntüleri, tanıklar vs. olmasına rağmen gözaltı kararı dahi çıkarılmadan çok rahat bir şekilde savcılığa gidip ifade vermiş, ifadesinde "Meşru müdafaa sınırları içerisinde olmuştur" demişti. Ve savcı Veli Dalgalı kendisini tutuklamaya gerek olmadığına karar vermiş, adliyeden elini-kolunu sallayarak çıkması sağlanmıştır. Hal böyle iken ortada bir ölüm, kasten adam öldüren bir katil varken, bu olay cinayet, kasten adam öldürme sayılmamış ve Şahbaz tutuklanmamıştır. Şimdi bizler burada "Adalet" denen kavramının neresinden neden ve niçin tutmalıyız. Faşizmin bir yönetim biçimi olarak uygulanan bizim gibi ülkelerde başlı başına sorgulanması ve yargılanması gereken bir kavramdır. Eğer bu konuya değinecek olursak inanıyoruz ki  içinden çıkamayız. O yüzden bu kavramı öteliyoruz. Zira yaşadığımız hukuksuzluklara bakıldığında bu kavramı ötekileştiriyoruz.

Tarih: 23 Eylül 2013
1. DURUŞMADA NELER OLMUŞTU?
Sabah saat 08:30 da"adliye sarayı" polis ablukasına alınmış hatta o kadar abartmışlar ki tüm koridorlar polisler tarafından tutulmuştu. 6. ACM Duruşma salonu içinde 100-150 sivil giyimli çevik kuvvet salonu işgal ederek aileyi, avukatları ve mahkemeye destek veren birçok insanı tahrik etmek ve olay çıkarmak amaçlı salonda yerlerini almışlardı. Yada diğer bir ifadeyle salona doldurulan polislere mesaj verilmek isteniyordu. "Sizler öldürün. İşte burasıda bizlerin hakimiyetinde olan mahkemeler. Sizlere kimsedokunamaz." Ahmet Şahbaz sanık sandalyesine korumalar eşliğinde getirilmiş ve mahkeme heyetinin karşısına peruk, takma kaş, takma bıyık ve gözlükle oturtulmuştu. Yani sanık olarak geldiği salonda kimliğini gizleyen bir sanık vardı. Ve artık yeni bir kavram girmişti hukuk literatürüne "Gizli sanık." Nitekim mahkeme salonunda çıkan arbedede Şahbaz'ın foyası ortaya çıkmış, takke düşüp kel görünmüştü. Mahkeme başkanı Afak İlleez çıkan arbededen sonra duruşmanın kapalı yapılmasına karar vermiş  ve mahkemenin can güvenliğinin olmadığı gerekçesiyle 1 ay sonraya ertelemişti. Bir sonraki duruşmaya adliye iç güvenliğini askerin sağlayacağına hükmedip Türkiye tarihinde ilklerin arasında yerini almayı başarmıştı. Ve aynı akşam EGM provokasyon ve taciz amaçlı evimizin önünde 1 gece ekip otosu bekletmişti.

Özetle: Polis+Savcı+Hakim işbirliği = Dava görül(e)medi.

Tarih: 28 Ekim 2013
2. DURUŞMADA NELER OLMUŞTU?
Duruşma öncesi bomba ihbarı gerekçe gösterilerek salona köpek robokop-asker sokularak arama yapıldı. Arama sırasında katil polis Ahmet Şahbaz’ın avukatları içeri alınırken, Sarısülük ailesi ve avukatları bekletildi.Arama işlemlerinin ardından salona girişler başladı. Duruşma açık olarak yapıldığı için salon büyük oranda dolarken, çok sayıda jandarma ve polis olması da dikkat çekti.  EGM tarafından görevden alınmanın aksine ödüllendirilerek Urfa’ya tayin edilen Ahmet Şahbaz duruşmaya getirilmedi. Şahbaz’ın avukatları polisin ifadesinin Urfa’da alınmasını istedi. Ethem’in avukatları ise mahkemenin yakalama kararı çıkartmasını istedi. Mahkeme heyeti sanığın yakalanması talebini savcıya yöneltince uyuklayan savcı (bu mahkemede de savcı kendinden geçmiş, hayallere dalmıştı) yerinden doğruldu ve “İddianame mi okunacak” diye sordu. Salonda gülüşmeler olurken, “Günaydın” sesleri de geldi. Konuyu nihayet anlayan savcı, tutuklamanın reddini, Urfa’da dinlemenin ise kabulünü istedi. Mahkeme heyeti de “Kaçma şüphesi yok” diyerek tutuklama istemini reddetti. Bunun üzerine aile  avukatlarından başta Kazım Bayraktar olmak üzere tüm avukatlar “Katil geçen celse kimliğini gizlemişti. Şimdi ise tamamen kaçıyor. İktidar, polis, yargı birlikte çalışıyor” diye seslendiler. Ethem Sarısülük Davası’na demokratik kitle örgütlerinin, siyasi partilerin, sendikaların, meslek odalarının ve mahalle forumlarının haftalardır yaptığı çağrılar sonucunda binlerce kişi Ankara Adliyesi önünde buluştu. Mahkeme başkanı Şahbaz'ın avukatlarının isteğini kabul ederek Şahbaz'ın ifadesinin Urfa'dan telekonferans yöntemiyle alınmasına karar verdi ve duruşma ertelendi. Tam da burada karar verilirken dışarıda bekleyen kitleye polis hiç bir yasal dayanağı olamayacak şekilde, kadın-erkek-çocuk-yaşlı-engelli tanımayarak azgınca saldırmış ve onlarca insan yaralanmış bir o kadar da gözaltı olmuştur. Burada bir paranteze ihtiyaç vardır. Adliye önündeki bu saldırı Sarısülük ailesi dışarı çıkar çıkmaz başlatılmış direk aile ve avukatların üzerlerine gaz yağdırılmıştır. Öç alma mantığıyla azgınca saldırmışlardır.

Özetle: Polis vurdu, savcı serbest bıraktı, heyet  katili korudu.

Tarih: 2 Aralık 2013
3. DURUŞMADA NELER OLMUŞTU?
Bu duruşma bizim için çok önemliydi. Çünkü tarihin kara sayfalarında kara bir tarih yazılıyordu ve bizde bu tarihte ezilenlerin tarafında yerimizi aldık, safımız netti. Yine bir önceki mahkemedeki gibi salonun köpeklerle bomba aramasının yapılması vs. vs... Hep aynı bahane... Güvenlik... güvenlik... Sarısülük ailesi, avukatlar ve çeşitli demokratik kitle örgütleri 2 Aralık'ta mahkeme salonunda yerimizi aldık. Bir eksik vardı tabi. Ethem'i öldüren Ahmet Şahbaz. Sanığın oturması gereken yere bizler oturduk, ne yaman çelişki değil mi? Şahbaz duruşmaya Şanlıurfa 2’nci Ağır Ceza Mahkemesi’nden sesli ve görüntülü konferans yöntemiyle bağlanarak katıldı.  Şahbaz’ın bir önceki duruşmada olduğu gibi duruşmaya peruk, takma bıyık ve o muhteşem karizmatik gözlükleriyle katıldı. Cumhuriyet Savcısı Şahin, sanık Şahbaz'ın peruk ve takma bıyıkla gelip gelmediğinin tespitine ilişkin avukatların  Şanlıurfa'daki görevlilerce tespit edilip, mahkemeye bildirmesini talep etti.Talebe savcı “Ne gerek var, önemli olan sanığın orada olmasıdır” diye karşı çıktı.

 Ve bilindik cevap: Mahkeme heyeti talebin her zaman ki gibi reddine dedi…

Şahbaz savunmasında, "Olay sırasında kanunun bana tanıdığı silah kullanma yetkisinin doğduğu kanaatindeyim. Ethem Sarısülük hayatını kaybettiği için üzgünüm. Maktulün ölümünde benim hiçbir kusurum ve hatam yoktur. Maktulün ölümüne sebep verenler havaya ateş ederken bana taş atanlar ve saldıranlardır" diyerek gözümüzde daha da bir canileşti adeta. ÇHD  avukatlarından Murat Yılmaz, mahkemeye, sanığın da aralarında bulunduğu 40 polis tarafından imzalandığını söylediği bir tutanak sunarak, tutanakta imzasının olup olmadığının Şahbaz'dan sorulmasını istedi. Şanlıurfa' da olması nedeniyle tutanağın gösterilememesi üzerine Yılmaz, "Gördüğünüz gibi yargılama tıkandı" dedi. Yılmaz, Şahbaz'ın, evde yattığını söylediği sırada tutulan tutanakta imzasının bulunduğunu söyledi. Yılmaz, "Sanığa savunmasının ardından bu belgenin sorulması gerekirdi. Belge dosyada olmasına rağmen siz bu belgenin farkında değilsiniz" dedi. Yine Şahbaz'ın kimlik tespitinin yapıldığı esnada sorulara verdiği acizane cevaplar: “Sabıkam yok” sözüne salondan itiraz: “Var! Katilsin!”

Ahmet Şahbaz’ın kimlik kontrolü sırasında da gerilim yaşandı. 1986 doğumlu olduğunu söyleyen Şahbaz, “Sabıkam yok” deyince salonda pek çok kişi “Var”, “Katilsin”, "Ethem'i öldürdün" diye haykırdı.

EVİ EMNİYET MÜDÜRLÜĞÜYMÜŞ!
Şahbaz, kimlik kontrolü sırasında ev adresinin sorulması üzerine “Yok” yanıtı verdi. “Nasıl yok” seslerinin yükselmesi üzerine de “Urfa İl Emniyet Müdürlüğü” yanıtını verdi.

Kimlik kontrolünün sonunda bir avukatın “Salondaki özel güvenlikler silahlarını çıkarsın” talebi de mahkeme heyeti tarafından “güvenlik tedbiri” gerekçesiylereddedildi.

Kimlik kontrolünün ardından iddianamenin okunmasına geçildi. İddianamenin okunması sırasında hakim ve savcının uyukladığı görüldü. Urfa’daki duruşma salonunda hakim olmaması çok dikkat çekiciydi.

KATİLİN KATİLDEN BETER AVUKATI
Şahbaz’ın avukatı, (AKP Altındağ bel. baş. aday adayı) Hüseyin Yelkovan ise mahkeme salonunu geren ve hem aileyi hem de avukatları suçlayan  bir savunma yaptı. Yelkovan,“Müvekkilim katil değildir. Katil görmek isteyenler aynaya baksın” dedi. 

Burada söylemek istediğimiz sözümüz var. Zira yargı bağımsız ya! Siyasal erk yargıya müdahale etmiyor ya! Şahbaz'ın avukatı Belediye Başkan aday adayı hem de AKP'nin. Burada nerede yargı bağımsızlığı diye soramadan geçemedik. Yani bu dava bizler için ne kadar önemliyse hükümet için de bir o kadar önemli.

ÇHD' li avukatlar, katil polis Ahmet Şahbaz’ın “İzinliydim” ve “Birinin vurulduğundan haberim yoktu” dediği 2 Haziran gününe ait Olay Yeri Tutanağı’nı çıkardı ve tutanağın altındaki imzanın Şahbaz’a ait olup olmadığının sorulmasını talep etti.

Mahkeme, talep karşısında ne yapacağını şaşırdı. “Biz şimdi bunu nasıl göstereceğiz?” diye soran hakim, tarama yapılmasının da mümkün olmadığını öne sürdü ve talebe verilen cevap her zaman ki gibi yine "reddedildi" oldu.

Böylece sanığa, davayla ilgili herhangi bir belge hakkında soru sorulmasının önüne geçildi.

37 taşı hatırladı, imzalı tutanağı hatırlayamadı!

İmzalı belgeyi sanığa göstermesi engellenen Sarısülük’ün avukatları, bunun üzerine “İzinli olduğun gün Olay Yeri Tutanağı’nı imzaladığını hatırlıyor musun?” diye sordu. Savunmasında kendisine 37 taşın isabet ettiğini hatırladığını söyleyen Şahbaz, “Çok fazla detay soruyorsunuz. Nereden hatırlayayım ne imzalayıp ne imzalamadığımı” dedi. Bilimsel çözümlemelerde nedense o 37 taşı hala göremedik, nereye gittiler acaba diye sormadan duramıyoruz. Ethem'i vurduğunu hatırlamıyor ama "Çektim sıktım 3 tane" diyor. Bunu da mı hatırlamıyor acaba?

Ethem Sarısülük’ün avukatları savunmalarına başladı. Ahmet Şahbaz’ın Ethem’i katlettiği andan itibaren her aşamada devlet tarafından korunduğunu belirten avukatlar, Başbakan Tayyip Erdoğan’ın da katiller için “Kahramanlık destanı yazdılar” açıklamalarını hatırlattı. Mahkemenin adil davranacağı konusunda tereddütleri olduğunu ifade edenavukatlar, böylesi bir yargılamanın polisleri daha çok kişiyi öldürmeye teşvik edeceğinin altını çizdi.

Avukatlar, “Biz sadece Sarısülük ailesi için değil; aynı zamanda Ali İsmail, Abdullah, Mehmet, Medeni, Hasan Ferit, Ahmet, Berkin Elvan ve gözünü kaybeden, yaralanan, Gezi tutsağı herkes için savunma yapıyoruz” dediler ve salonda avukatlara alkışlar yağdı. Gurur vericiydi. İşte halkın avukatlığı böyle bir şeydi...

Avukat Kazım Bayraktar, “Direnme hakkı”nı anlattığı savunmasında asıl meşru müdafaa hakkını kullananın Ethem Sarısülük olduğunu söyledi. Duruşmaya 14.30′a kadar ara verildi.

Aranın ardından duruşma yeniden ve hızlıca başladı. Duruşma boyunca mahkemenin tarafsızlığına yönelik çok sayıda eleştiri olduğunu söyleyen mahkeme heyeti, davadan çekildiğini ve dosyanın 7. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından inceleneceğini açıkladı. Kararın ardından duruşma sona erdi. Zira bu kararla tarafsız olmadıklarını ispat etmiş oldular. Çok yerinde bir karar almışlardı aslında.Ve gelelim Adaletsizliğin bir daha tecelli ettiği noktaya.

SAVCI VE HAKİM DERİN UYKUYA DALDILAR!
Savcının duruşma sırasında uyuyakalması davayı takip edenlerin tepkisini çekti.

Twitter'da kullanıcıları bu durumu "Adalet uyuyor" diye yorumladı. Konu hakkında atılan bazı tweet'ler şöyle: Türkiye'de hukuk eğitiminin zaman kaybı olduğu defalarca kanıtlanıyor. Ethem Sarısülük davasında savcı uyukluyor. Hukuk fakültelerini kapatın.

Ethem Sarısülük davasında uyanınca davadan çekildiler... Çekindiler...

Ethem Sarısülük davasında Ahmet Şahbaz sorgulanırken savcı uyudu. Zaten sonuç belli değil mi sayın savcı, sorgu da boşuna.

Savcı mışıl mışıl uyuyo... Adalet uyuyor....  Adalet öldü... Ethem yaşıyor...

DURUŞMADA HORLAYAN HAKİME SORUŞTURMA AÇILMIŞTI
Ümraniye Cezaevinde altı kişinin öldüğü ‘Hayata Dönüş Operasyonu’na ilişkin Üsküdar 2. Ağır Ceza Mahkemesinde görülen yargılama sırasında uyuyup horlayan Hakim Mehmet Ali Önen hakkında Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) soruşturma başlatmıştı. Hakim Önen’i şikayet ederek soruşturma açılmasını sağlayan Avukat Güçlü Sevimli, “Bu dava sekiz yıldır sürüncemede bırakılıyor. Hiçbir talebimiz kabul edilmiyor. Asıl tepkim bunaydı. Horlama, bardağı taşıran damla oldu” demişti.

Zaten yukarıdaki yazıyı okuyunca sicillerinin pek de hoş ve temiz olmadıkları açıkça görülüyor. Ve bu mahkeme heyetinin  Türkiye tarihinde önemli bir davaya seçilmesi tesadüf değildir kanaatimizce. Zaten daha önce de uyumuşlardı değil mi? Sorun yok o zaman. Uyumaya devam. Yine aynı şekilde Şahbaz'ın avukatlığını üstlenenlerinde sicilleri ,siyasal  bakımından müthiş bir "kariyer patlamasıdır". Zira Hüseyin Yelkovan AKP Altındağ Belediye Başkan aday adayıdır. Çok açık görülüyor ki Yasama-Yürütme -Yargı = AKP.

Özetle: Polis vurdu. Heyet uyudu.  Heyet uyanınca davadan “Çekindi.”

Evet heyet davadan çekildi ve bir belirsizlik aldı başını gitti.  Bizim açımızdan belirsiz bir şey yok. Her şey net. Vuran belli, vurulan belli, failimiz meşhur. Belirsiz olan şudur; heyet çekildi, bir üst mahkeme çekilme kararını yerinde bulmadı, ve "Kesin hükümle" 6. ACM ye iade etti. Heyet bakmak istemiyor ve bir hukuksuzluk daha yaparak dosyamızı usullerde olmamasına rağmen kanun yararına bozulması talebiyle adalet bakanlığına gönderiyor. Şu an dosyamız Adalete Bakamayan bir bakanlığın elinde yaklaşık 2 aydır bekletiliyor. Ve her ne hikmetse dosyamızı 6. ACM ye iade etmiyor ve suça bilinçli şekilde ortak oluyor, 17 Aralık yolsuzluk, rüşvet ve hırsızlık operasyonunda jet hızıyla Adalet Bakanlığına giden dosyalara yine jet hızıyla bakılıyor ama Ethem Sarısülük dosyasına bir türlü sıra gelmiyor! Neden mi? Çok açık değil mi? Bu dava hasıraltı edilmek isteniyor, unutmamızı, susmamızı, durmamızı istiyorlar. Gündemi kendi koltuk ve iktidar savaşları uğruna değiştirip Ethem Sarısülük dosyasını kapatmak istiyorlar. Gezi isyanını, bu görkemli direnişi ve bu isyan ve direnişte katlettikleri canlarımızı, tüm yaralanan, sakat kalan, tutuklanan ve babasının deyimiyle "üç mevsimdir uyuyan" Berkin'imizi unutturmaya çalışıyorlar, şu an bunu da kendi taht ve rant dalaşları üzerinden yapıyorlar, zira zamanlama da 'manidar'. Bizde ısrar ve inatla Ethem Sarısülük dava tarihinin bir an önce açıklanmasını istiyoruz. Katledilen diğer tüm çocuklarımızın davalarının bir an önce açılmasını istiyoruz. Kimseden ricacı değiliz. Kimseye minnet etmiyoruz. Biz biliyoruz ki dava dosyası önlerinde duruyor.

Adalet Bakanlığına diyoruz ki: Bir an önce Ethem Sarısülük davasını iade et, açık hukuksuzluk olmasına rağmen neden elinde tutuyorsun. İade etmeyerek suç işliyorsunuz.

Bu arada yanlış anlamayın adaletinizden medet ummuyoruz, dava gününü, tarihini açıklayın yeter!

SARISÜLÜK AİLESİ

4 Şubat 2014 Salı

Sevgide yoldaş olabilmek - Çiğdem Diren Sarısülük

SEVGİDE YOLDAŞ OLABİLMEK
 -TÜM YOLDAŞ KALABİLENLERE-
Sevgiyi, sensizlikte yaşamak öylesine zor ki güzel yürekli dost. Zamanı mıydı bu zamansız yolculuğun? Tüm güzellikleri onurluca yaşamayı, en güzel şeyleri hiç ummadığımız zamanlarda yapardın, yaparken de kıskandırırdın bizi.

Ya bu sefer ne demeli...

Ah umuda sevdalı çocuk, çocuk diyorum, çünkü bir çocuk kadar temizdin yaşam karşısında. Gözlerindeki ve yüreğindeki gülüş, tıpkı bir çocuğun ki gibi saf ve temiz ama bilge kadar olgun. Ayrılırken bile yüreğinden, dudağına, inadına yansıyan bir gülüş... 

Her şeyi o kadar güzel ve zamanında yaptın ki, genç ömrüne o kadar acı ve bir o kadar da güzellikler sığdırdın ama yine de yetmedi/yetmezdi. Hani devrim halayını başında ilk sen olacaktın. Ama sen, özgürlüğe sevdalı olan sen, yine herkesten önce maratonu tamamladın. Tam da Mayıs'ı geride bıraktığımız zamanda. İşte o gün yüreğimizin bir parçası ağlarken, diğeri gülüyordu. Senin, davana, umuduna, halkına bağlılığın sevinç verirken ve senden ayrılmanın getirdiği hüzün. İkisinin merkezi bir olsa da çok farklı be güzel yürekli dost. Biri yürek sevincini dudaklara yansıması olan tebessüm, diğeri yüreğimizdeki ağlamaların göz kapaklarımıza vuran hüznü. Alışamayacağız. 

Alışmayacağız, alışmamanın ve unutmamanın yaşandığı dönemlerden birini yaşıyoruz yine. Yüreğim tüm umuduyla, sevgiye, dostluğa, kardeşliğe tutunurken, düşen yoldaş acısıyla yaşamaktır esas zor olan ve anladım ki hayatı dolu dolu yaşamaktır, yoldaş tanımak, sevmek, sevilmek, yarının güzelliği için mücadele etmektir asıl olan. 

Toplum arkadaşlığı aramaya-anlamaya çalışırken, seninle-sizinle dostluğu ve yoldaşlığı yaşatmak kadar yücesi var mı? Bir şeyi özlemek, sevgidir bağlılıktır ve yürekte yaşatmaktır. Hep yüreğimde yaşayacaksın umudun yoldaşı. Geliştiren, güçlendiren ve güzelleştiren bir parça olan sen-siz yakınımda ve yüreğimdesiniz. Sevgi ve direncinizden öğrendik yüreğimizi acılara güzel tutmayı...

Özlemin dili var mı? bilmiyorum ama hep seni konuşacak, seninle yüreğim.