30 Aralık 2013 Pazartesi

RedHack Sözcüsü ‘Huysuz Şirin’ ve son dönemki sorunlar hakkında

Devrimci, yurtsever, aydın dostlarımıza, çeşitli milliyetlerden ve inançlardan ezilen cefakar, fedakar halkımıza,

CANLAR, DOSTLAR, YOLDAŞLAR
Fırtınalı bir süreçten geçiyoruz, faşizm RedHack’in cefakâr halkının umudunun bir parçası olmasını kaldıramıyor. 1997’den bu yana 17. yılına gireceğimiz RedHack gerçeği bugüne kadar binlerce ayak oyunu, komplo gördü, operasyonlar, kovuşturmalar soruşturmalarla yıldırılmaya çalışıldı.

2012 yılında Dışişleri bakanlığı hack olayından sonra ABD’nin resmen kınanmasıyla ‘terörist yaftası’ ile yargılanmaya başladı. Onlarca RedHack taraftarı bu faşizan tutumlardan dolayı bedel ödedi.

2012 yılı içerisinde sırf RedHack paylaşımlarını sosyal medya üzerinden yapan 7 kişiyi ‘RedHack yöneticisi olmak’ iddiasıyla 6 ve 9 ay süren tutuklamalardan sonra delil yetersizliğinden bırakmak zorunda kalan faşizm, Utku Kalı'yı çeşitli iftiralarla 8 ay askeri cezaevi'nde tecrit halinde işkencelerle hapsetti.

En son 22 Kasım 2013 tarihinde başlattığı bir operasyonla 14 masum insanı ‘RedHack’i yakaladık’, ‘RedHack’i çökerttik’ ‘Hepsi elimizde’ manşetleriyle gözaltına aldığını duyurdu. Fakat bu defa da ‘gol değildi’. Aralarında muhalif bir oyuncu dostumuzun da bulunduğu bu 14 kişinin RedHack ile ‘gönül bağı’ndan başka bir bağı olmadığı 4 günlük gözaltı sürecinin sonunda hepsinin serbest bırakılmasıyla anlaşıldı. Ne yazık ki bu olayda da faşizm hırsını alamamış, 14 kişi bırakıldıktan iki gün sonra, bizimle sadece sempatizan olmak dışında bir bağı kesinlikle olmayan Taylan Kulaçoğlu isimli bir esnafı aynen Utku Kalı örneğinde olduğu gibi tutuklamış Sincan F tipi hapishanesine göndermiştir. Halkımızın, avukatların ve bizlerin çabası sonucu bu dostumuz yaklaşık 10-15 gün sonra yeniden serbest bırakılmıştı.


28 Aralık 2013 Cumartesi

Gülen cemaati halk düşmanıdır – Doğan Emrah

Türkiye’deki sağından soluna radikalinden pasifistine siyasal oluşumların ortak ve berbat bir özelliği vardır: Koşullar değiştiğinde ve bir öncekine göre tersi bir pozisyon aldıklarında, önceki pozisyonları yok sayarak devam ederler. Özeleştiri hak getire.

AKP’ce temsil edilen Türkiye burjuva klikleri iktidar dalaşında devleti kitleyecek noktaya geldiler. Dün kol kola gidenler, bugün karşı karşıya geldi. Ama bu karşılaşmada tarafların aslında birbirlerinin ikiz kardeşi olduğunu kesin biçimde hatırlamak gerek.

Bu konuda uzun uzun teorik çıkarım yapmadan Gülen Cemaati’nin halk düşmanlığı tutumunun satır başlarını hatırlatmak gerekiyor. Ama bu tür satırbaşları sadece hatırlatma düzeyinde kalmamalı. CHP’nin Gülen cemaatiyle sıkı fıkı olan Sarıgül’ü İstanbul’da aday göstermesi gibi; Kılıçdaroğlu’nun ABD gezisinde Cemaat ile kahvaltı yapması gibi mide bulandırıcı tutumların teşhiri içinde mutlak kullanılmalı.

Komünizmle Mücadele
“Ve yine bu devreye ait bir teşebbüs de Erzurum’da Komünizmle Mücadele Derneği’ni açma teşebbüsümüz oldu. O güne kadar sadece İzmir’de vardı. İkincisi de Erzurum’da bizim gayretlerimizle açılacaktı.

“İsmi Ali’ydi, bir arkadaşı İzmir’e gönderip tüzük getirttik. Derneği kuracaktık. Ben bir vaazdan sonra anons ettim ve gençlerle Caferiye Camiinin önünde toplandık. Gayemiz komünizme karşı örgütlenmekti. Dernek ve cemiyet işlerinden anlayan bir akrabam vardı. O gelip bizi uyardı, bize yol gösterdi… Tabii, o gün için içimizde kanunları bilen de yoktu. Zaten Erzurum’daki arkadaşlar da, benim derneklerle bu kadar içli-dışlı olmamı biraz fazla buluyorlardı. Benim hareketlerimden rahatsız oldular. ‘Bu Komünizmle Mücadele Derneği’ de nerden çıktı? Sen, ‘Nurları oku. Bundan iyi mücadele olmaz.’ dediler. Daha sonra da ‘Meğer biz yanılmışız’ diyecekler ve Komünizmle Mücadele Derneğini onlar kuracaklardı. Fakat o gün için benim teşebbüslerim yadırganıp tenkit konusu yapılıyordu.” (http://bit.ly/K8BBV1)

12 Eylül
“Ve, işte şimdi, binbir ümit ve sevinç içinde, asırlık bekleyişin tuluû saydığımız, bu son dirilişi, son karakolun varlık ve bekasına alamet sayıyor; ümidimizin tükendiği yerde, Hızır gibi imdadımıza yetişen Mehmetçiğe bir kere daha selam duruyoruz.” (Fethullah Gülen, Başyazı, Sızıntı Dergisi, Ekim 1980 http://bit.ly/18tYzB6 )

Sivas Katliamı
“Kontrolden çıkan bu şiddet, misafirlerin kaldığı Madımak Oteli’nin perdelerinin tutuşturulması ile bir katliamla sonuçlandı. Aralarında Asım Bezirci, Nesimi Çimen, Muhlis Akarsu, Metin Altıok ve Hasret Gültekin gibi tanınmış isimlerin de bulunduğu, şenlikler için şehre gelmiş 33 davetlinin içinde yer aldığı toplam 37 kişi, bu otelde çıkan yangında dumandan boğularak veya yanarak hayatlarını kaybetti.” (15 Yıl Sonra Madıkma, Mümtaz’er Türköne, Zaman, 1 Temuz 2008, http://bit.ly/1hIQFEO)

“2 Temmuz 1993’te gerçekleştirilen Pir Sultan Abdal Şenlikleri sırasında Madımak Oteli’nde yangın çıkmış, aralarında otel görevlilerinin de bulunduğu 37 kişi ölmüştü.” (Madımak Provokasyonuna Karanfilli Anma, Zaman, 2 Temmuz 2009,http://bit.ly/K9sRP3)

Gazi Direnişi
“Gazi olaylarını tetikleyen saldırıda ölen ‘Alevi dedesi’ değil kimsesiz biriymiş.

Saldırıda ‘Alevi dedesi’ Halil Kaya’nın öldüğü bir TV kanalından kamuoyuna duyurulurken haber, olayların tetiklenmesinde önemli rol oynadı. Ancak bunun büyük bir ‘provokasyon’ olduğu yıllar sonra ortaya çıktı. Saldırıda ölen Halil Kaya, sanıldığı gibi Alevi dedesi değil, naylon çadırda yaşadığı için cemevine yerleştirilen bir evsizmiş. Faili meçhul saldırıda ölen tek kişi olan 67 yaşındaki Halil Kaya’dan, binlerce yayında hâlâ ‘Alevi dedesi’ olarak söz ediliyor… Gazi Cemevi Başkanı Hıdır Elmas ise gerçeği bütün açıklığıyla anlatıyor.

Gazi Mahallesi’nde neredeyse bütün duvarlar yasadışı örgütlerin sloganlarıyla dolu. Birçoğu boyayla kapatılarak silinmiş. Emniyet, 12 Mart’ta bir olay beklemiyor; ancak tedbiri de elden bırakmıyor.” (Zaman, 10 Mart  2007,http://bit.ly/1cEf26X)

Kürtler ve PKK Zerdüşt
Kürt ırkçılığı ilhamını Türk ırkçılığından alıyor. Onlar da tarihin İslam öncesi evrelerine özel bir gurur ile sığınıyor. Onlar da cahiliye dönemine dair ırki seyahatler düzenliyor. Onlar da mitolojinin efsunkâr rüzgârıyla coşup, folklorik gösterilere başvuruyor. Her iki ırkçı zümrenin de görmediği; daha doğrusu görmek istemediği bir gerçek var. Türkler de, Kürtler de Müslümanlığı kültürel bir fantezi olarak algılamıyor; onu varoluş gerçeği olarak bizzat yaşıyor. Örgütlerin göz ardı ettiği bu hakikati vatandaş görüyor; tıpkı PKK’nın da, TİT’in de derin bağlantılarını gördüğü gibi. Kürtlerin en büyük talihsizliği, Kürt aydınının kendisine cesur bir söylem seçememesidir. “Zerdüşt Kürtler, Şamanist Türkler, Ekren Dumanlı, Zaman, 21 Mart 2006, http://bit.ly/1cEfJgM)

Açlık Grevinde Ziyafet ve Uyuşturucu
“‘Hayata Dönüş Operasyonu’ kapsamında, Tokat’ın Turhal ilçesindeki E Tipi Kapalı Cezaevi’nde bulunan ve açlık grevi yaptıklarını açıklayan 6 terör örgütü üyesi, yemek yerken jandarma tarafından yakalandı.

Cezaevinin 4. koğuşunda bulunan TKP–ML–TİKKO örgütü davalarından tutuklu Kamil Sekman, Ergül Koç, Alişan Akdeniz, Serhat Uğurlu ile DHKP–C üyesi İnan Yamaç ve Yıldıray Okuyan isimli örgüt üyeleri bir süre önce ‘F tipi cezaevlerini’ protesto etmek amacıyla açlık grevi başladıklarını açıklamışlardı. Cezaevine baskın düzenleyen jandarma, 6 örgüt üyesini yemek yerken yakaladı. Hastanede sağlık kontrolünden geçirilen 6 örgüt üyesinin sağlık durumlarının iyi olduğu bildirildi.

Bayrampaşa Cezaevi’nde ölüm oruçlarının sona erdirilmesi için gerçekleştirilen operasyondan sonra harabeye dönen cezaevinde yapılan aramada, uyuşturucu dahil birçok malzeme ele geçirdi.” (Zaman, 22 Aralık 2000, http://bit.ly/19nsr0g)

Roboski
“PKK Köylüleri Yem mi Yaptı?” (Zaman, 30 Aralık 2011, web arşivi, Habere dscoıgf, http://bit.ly/1cthv2B)

“Şırnak’ın Uludere ilçesinin Irak tarafında kalan bölgeye düzenlenen hava operasyonunda, sınırda kaçakçılık yapan 35 köylünün hayatını kaybetmesini bahane eden PKK yandaşları, doğu ve güneydoğu illeri ile bazı büyük şehirlerde terör estirdi.” PKK Yandaşları Kepenk Kapatmayan İş Yerlerine Saldırdı, Zaman, 31 Aralık 2011http://bit.ly/K8H7qQ)

Alevilere “Cami-Cemevi” ile Samimiyet Testi
Ankara Mamak’ta temeli atılan cami-cemevi projesi pek çok gerçeği birden su yüzüne çıkardı. Bir samimiyet testine dönüştü. Alevi-Sünni meselesinde kimlerin kafası karışık, kardeşliğin tesisini kimler istiyor, kimler köstekliyor, kim sorunun devamından yana, kim bu ayrılığı fitneye dönüştürmek istiyor…

“Hatırlayın lütfen; daha birkaç ay önce Alevi evlerine çarpı işareti konulmuş, yer yerinden oynamıştı. Sonra ortaya çıktı ve mahkemeye intikal etti ki, Alevilerin kapısına kırmızı boya çalanlar Aleviliği tepe tepe suistimal eden DHKP-C’den başkası değil. Bu örgüt canlı bombalarını ve örgüt yöneticilerinin cenazelerini cemevinden kaldırdıkça makul Alevi çoğunluk ıstırap çekiyor, iki arada bir derede kalıyor…” (Alevilik Testi, Ekrem Dumanlı, Zaman, 16 Eylül 2013, http://bit.ly/1cWhAs0

Gezi İsyanları
“Çevre Duyarlılığı Yakıp Yıkmaya Dönüştü” (3 Haziran 2013, Zaman Manşeti)

“Provokatörlere Suç Üstü” (6 Haziran 2013, Zaman Manşeti)

“Demokratik Taleplere Canımız Feda” (7 Haziran 2013, Zaman Manşeti)

“Sarısülük Davasında Polise Linç Girişimi” (24 Eylül 2013, Zaman, http://bit.ly/1ctRIHp)

“Zaman İstihbarat Şefi: Gezi Sırasında Camiye Bira Tenekesi Sonradan Konuldu” (Aralık 2013, Basından, http://bit.ly/1kMgTbY

“Özgürlük istemekle özgürlüğün genel bir değer olarak ne olduğunu ve nasıl tesis edilebileceğini bilmek ayrı ayrı şeyler. Taksim Platformu’nun (TP) mantığı ve tavrı bu tespitin en büyük ispatı. TP sözcüsü şöyle bir açıklama yaptı: ‘Gezi Parkı için referandum olmaz. Dünyanın gelişmiş demokrasilerinde toplumsal duyarlılık dikkate alınır ve gereği yapılır. Bilimsel gerçekler referandum yoluyla değiştirilemez.’’ Halk arasındaki deyişle, bu söze, ancak, ‘buyur burdan yak!’ diye cevap verilebilir. Bu açıklama hükümetin şikayetçi olunan ‘dayatma’sından kat kat güçlü bir dayatma, zira, Başbakan’a ‘sen de kimsin!’ diyebilirsiniz, ama ‘bilim’’e diyemezsiniz, değil mi? Bu, arkaik 19. yüzyıl pozitivizmine dayanan totaliter zihniyeti yansıtan bir duruştur.”

(Gezi Olayları ve Siyaseti Dizayn Teşebbüsü, Atilla Yayla, Zaman, 28 Haziran 2013, http://bit.ly/JwKze7
Yukarıdaki haberlerin, söylemlerin nicelerini bulabiliriz.

Tekrar ediyoruz:  Gülen cemaati halk düşmanıdır!

Ve onun bu halk düşmanı karakterini güncel olana bakarak görmezden gelen, yok sayan, Gülen Cemaati’ni meşrulaştırmak isteyen herkes onun suçlarına ortak olacaktır.
BirGün

27 Aralık 2013 Cuma

19 Aralık 2013 Perşembe

Devletin kanlı ironisi: Hayata Dönüş Operasyonu #19AralıkCezaeviKatliamınıUnutmuyoruz

19 Aralık 2000 tarihinde, F tipi cezaevlerine karşı 20 Ekim'den beri sürmekte olan Ölüm Oruçlarını sona erdirmek amacıyla 20 cezaevine birden yapılan operasyona verilen ironik isim: “Hayata Dönüş Operasyonu” bu operasyonda 29 kişi ölmüştür.

Hapishane operasyonları ile birlikte dışarıda da dev bir sürek avı başlatılan gündür. Türkiye tarihinden kolay kolay silinmeyecek kara bir leke, F tipine karşı çıkanların F tipine atılması gibi en acımasız kara mizahçıların dahi zihnini zorlayacak olaylara sebebiyet olan gün. Başka bir özeliği de "12 Eylül 1980 - 17 Eylül 1980" haftasından sonra Türkiye tarihinde en çok insanin aynı anda gözaltına alındığı gündür.

İsimlendirmesi ABD'nin askeri operasyonları isimlendirmesini andıran operasyondur (Bkz: Enduring freedom -Sınırsız özgürlük- Amerikan kuvvetlilerin Afganistan’a saldırı operasyonuna verdiği isim.)

Türkiye oligarşisinin en kanlı katliamlarından birinin yıl dönümü 19 Aralık katliamı; unutulmayacak ve unutturulmayacak, er ya da geç hesabı sorulacak olan gündür.

15 Aralık 2013 Pazar

Erdal Eren’in savunması - #ErdalErenHepOnyediYaşında

Sayın yargıçlar…

Türkiye ve dünyada görülmemiş bir yargılama usulüyle karşı karşıyayız. Bu davanın o kadar çabuk sonuçlandırılmak istenmesi, olay dahi anlaşılmadan yukarıdan gelen emirlerle çoktan verilmiş bir kararın formalitesini yerine getirdiğinizi gösterir. Benim hakkımdaki kararın üst düzeydeki sıkıyönetim komutanları tarafından verildiği o kadar açıktır ki normal hukuk usulleri dahi ayaklar altına alınmıştır.

Mahkemeniz sadece bu düzeni koruyan bir mahkeme değil, aynı zamanda askeriyenin hiyerarşik emirlerine de bağlıdır. Ve sizin burada emir kulu olmaktan, tanrıların kan isteğini onaylamaktan başka bir göreviniz yoktu. Bu o kadar açıktır ki mahkemenin bırakalım hukukun diğer kullarını sadece usule ilişkin bir yöntem ile bunun kanıtı olmak için yeterlidir. 

Hakim sınıflar ve onların uşakları bu sömürü ve baskı düzenine yönelen her hareketi kanla boğmak istiyorlar. Bunu için olmadık tertipler tezgâhlıyorlar. Halkın kurtuluşu için mücadele veren baskı ve sömürüye karşı çıkan herkes bu tezgâhlara muhataptır. Ve siz bir mahkeme heyeti olarak bu tezgâhın bir dişlisinden başka bir şey değilsiniz. Benim hakkımda ne kadar peşin bir yargılama yapıldığı son derece ortadadır. Nitekim benimle ilgili olayın ertesinde Genel Kurmay Başkanının "çoktandır idam olmuyor. Bazı kişilerin idam edilmesi gerek" şeklindeki demeç vermesi benimle ilgili idam kararıdır. Ve size bu konuda ulaşılan emirlerin açıkça dışa vurulmasıdır.

Hakim sınıflar ve uşakları kan istediklerini benim idamımla tatmin etmeyi düşünüyorlar. Ben bu olayın içerisinde kasten bir eri öldürmedim. Benim bu koşullar içerisinde bir eri öldürmek siyasi inancıma terstir. Kaldı; eğer ben isteyerek öldürmüş olsaydım bu öldürme olaylarını sürdürecek durumdaydım. Herşeyden belli olduğu gibi sadece havaya iki el ateş ettim. Tabancamda beş mermi vardı. Ve ayrıca yedek şarjör doluydu. Askerlerin hemen hepsi benim hedef sınırlarım içinde olmasına rağmen ne öleni ne de başkasını öldürmedim. Kastım olmadığından ateş etmedim. Kaldı ki o panik içerisinde askerler de bol miktarda mermi sıktılar.

Sıkıyönetim varlığıyla birlikte, halklar ve halk gençliğine başlı başına bir saldırıdır. Sıkıyönetimden bu yana dur ihtarına uymadığı gerekçesiyle onlarca vatandaş ve devrimci jandarma ve polis tarafından katledilmiştir. Ve benim katıldığım gösterinin nedeni olan, bir gün önce polis tarafından katledilen Sinan Süner'in ölümü de bunlardan biridir.

Her türlü demokratik hakkın hakim sınıflar ve sıkı yönetim tarafından ayaklar altına alındığı şu dönemde, biz devrimcilerin alçakça katledilen yoldaşlara son saygı görevini yasalarda çiğneyerek yapması meşrudur. Meşru olmayan şey sıkıyönetimin ta kendisidir.

Biz devrimciler sizlerin şartlandırılmış düşüncelerinizdeki gibi terörist veya anarşist değiliz. Biz devrimcilerin Türkiye halkının her türlü baskı ve sömürüden kurtulması dışında hiçbir kaygımız yoktur. Anarşi yaratmak veya terör estirmek bizim düşüncemizle çelişen bir şeydir. Tersine en büyük terörist ve katil bu düzenin kendisidir. Buna sıkıyönetim öncesinde ve sonrasında bilinen güçlerce katledilen halk ve halk gençliğinin kanları tanıktır. 

Bugün devrimcileri ve onların bir parçası olan beni aldığınız emirlere uygun olarak yargılayabilir ve ölüm cezası verebilirsiniz. Fakat bu ilelebet sürmeyecektir.

Bir gün mutlaka sizin yerinizde halkımız olacak sizi ve koruduğunuz düzeni yargılayacak ve doğru karar verecektir.

13 Aralık 2013 Cuma

Ahmet Şık'tan Fethullah Gülen'e 25 soru

Gazeteci Ahmet Şık, Twitter'da Fethullah Gülen'e 25 soru sordu.

"Fetullah Gülen BirGün’de yapılan röportajda söylediklerime kısaca 'yalan' diye açıklama yapmış" diyen Şık "O halde kendisi bunları da yanıtlasın" diyerek şu soruları sordu:

1- AKP-Cemaat kavgası devlete sahip olma savaşı değilse nedir? (Dershane demeyin artık o konu tartışılmıyor.)

2- AKP iktidarında devlet rantından yararlanmadıysanız, “Ne istedilerse verdik” diyen RTE neyi kastetti ve AKP döneminde neler elde ettiniz?

3- AKP ile koalisyon ortağı değildiyseniz 2007-2012 arasında, doğal “düşmanları” tuzaklarla ortadan kaldırma birlikteliği nedir?

4- Polis ve yargıyı örümcek ağı gibi kuşatan Cemaatçiler, AKP’nin de onayıyla kontrgerilla yöntemlerine başvurmadı mı?

5- Bir sohbetinizde “Sahte CD’ler, çipler hazırlamak müminlik değildir” derken neyi kastettiniz? Bu konuda kimleri suçluyorsunuz?

6- Sahte CD ve çiplerle kimler kimlerin başını yaktı? Hapsetti? Cemaatinizin polisi ve yargı mensupları bu çetenin içinde değil mi?

7- Cemaatinizle ilgisi yoksa size yakın medya organları neden hep bu sahtecilikleri yapanları savunan yayınlar yaptı, yapıyor?

8- MİT krizi darbe girişimi değilse RTE neden “hedef bendim” dedi? Darbe girişimi değilse RTE’yi hedeflemekle amaç neydi?

9- Adına yanıt verdiğiniz O.H.Ö. kimdir? Cemaatinizdeki yeri, konumu ve görevi nedir? Emniyetin imamı mıdır? Diğer imamlar kimlerdir?

10- Neden devlet kurumları içinde imam dediğiniz sorumlularınız bulunuyor?

11- Sivil toplum kuruluşu (STK) olduğunu öne sürdüğünüz cemaatiniz polis, asker, yargı ve MİT içinde örgütlenmeyi neden bu kadar önemsiyor?

12- Militarist kurumlar başta olmak üzere devlet içinde örgütlenmenize rağmen nasıl sivil kalabildiğinizi iddia ediyorsunuz?

13- Cemaat mensuplarınız, kendi arkadaşları ya da gönüllüleri de dahil olmak üzere neden fişlemeler yapıyor?

14- Şantaj içeren, pis kokular yükselen her olayın ardından, haklılık payı yoksa neden ilk şüpheli cemaatiniz oluyor?

15- Cemaat gazetecilerinin Ergenekon konusunda yazıp söyledikleri, “objektif, tarafsız, özenli, sorumlu gazeteci” kriterlerine uygun mu?

16- Gülen Cemaati neden şeffaf değil? Gizliliğe bu kadar önem vermeniz, cemaatçi savcılar gibi sorarsak “hayatın olağan akışına uygun mu?”

17- Cemaatin finans kaynakları nelerdir? Cemaatinizin sahip olduğu finansal hacim ne kadardır?

18- Himmet adı altında toplanan paraları kim, nerede kullanıyor? Bugüne dek ne kadar para topladınız? Himmet oranları neye göre belirleniyor?

19- Kaynağı belirsiz para girişleri için cemaatin sahip olduğu finans kuruluşları mı kullanılıyor? (TMSF bu soruyu sen de ciddiye al.)

20- ABD’de oturum iznini almanız için CİA mensupları neden ve hangi ilişkiler nedeniyle size referans oldu?

21- CİA patentli ve kurucularından olduğunuz Komünizmle Mücadele Derneği, Cemaatinizin örgütlenme modelinde örnek alındı mı?

22- Sizin Dünya İmamı olarak adlandırıldığınız Cemaatinizde ev, sokak, mahalle, ilçe, il, bölge, ülke ve kıta imamları ne işler yapar?

23- Hiyerarşinin bu kadar katı ve keskin olduğu bir yapı sivil midir? Demokratik midir? Kimin ne kadar söz hakkı vardır?

24- Ergenekon, Balyoz, KCK, Devrimci Karargah, Şike, Cübbeli Ahmet davalarındaki komplo ve tuzakları kimler kurdu?

12 Aralık 2013 Perşembe

Bitti denen!

Ajanslar geçiyor: “Kiev’in merkezindeki kırmızı granitten yapılan Lenin heykelini yıkan eylemciler” oldukça heyecanlanmışlar. Bizdekilerde oldukça sevindirik olmuşlar, “Allah (CC)” diye başlamışlar, gerisini getirememişler. Diğerleri de yine “İdeolojiler bitti” naraları atıyorlar, bittiği dedikleri “Şey”e saldırarak. 

Sıkışınca da “Bitti” dedikleri şeye gidip bir hınzırlıkla sarılıyorlar, bu da tartışmanın başka bir boyutu öyle ya biten “Şey”e ne diye saldırılır değil mi? “Bitmiştir” güya! Oysa durum farklıdır, ideolojisi olmayan iki canlı türü var nazarımızda biri “Hayvanlar” diğeri “Otlar!” Yoksa ne diye Rusya’da son dönemlerde anketlerde “SSCB dönemine özlem” çıksın ya da Lenin ve Stalin heykelleri yapılsın ki zaruri durumlarda stok olsun ve kullanılsın diye mi? 

Dedik ya durum farklıdır: Lenin bir heykelden fazlası hem de akıllarının almadığı derece oldukça fazlaa'sı!

Erdal Eren: "Hepinize özgür ve mutlu yaşam dilerim"

Sevgili annem, babam ve kardeşlerim:

Sizlere bugüne kadar pek sağlıklı mektup yazamadım. Ayrıca konuşma olanağımız ve görüşmemiz de olmadı. Zaten dışarıdayken de birbirimizi anlayacak şekilde konuşamadık. (Bu konuda sizlere karşı büyük oranda hatalı davrandım. Ancak bunu size karşı saygı duymadığım, bu nedenle böyle davrandığım şeklinde yorumlamamanızı dilerim) Bu nedenle sizlere anlatacağım, konuşacağım çok şey var. Ancak olanak yok. Düşüncelerimi bu mektupla anlatmaya çalışacağım.

Şu anda ne durumda olacağınızı tahmin ediyorum. Ama çok açıklıkla söylüyorum ki benim moralim çok iyi ve ölümden de korkum yok. Çok büyük bir ihtimalle bu işin ölümle sonuçlanacağını çok iyi biliyorum. Buna rağmen korkuya, yılgınlığa, karamsarlığa kapılmıyorum ve devrimci olduğum, mücadeleye katıldığım için onur duyuyorum. Böyle düşünmem, böyle davranmam, halka ve devrime olan inancımdan gelmektedir. Ölümden korkmadığımı söylemem, yaşamak istemediğim, yaşamaktan bıktığım şeklinde anlaşılmamalı. Elbette ki hayatta olmayı ve mücadele etmeyi arzularım. Ancak karşıma ölüm çıkmışsa, bundan korkmamam, cesaretle karşılamam gerekir. Biliyorsunuz ki bu ceza işlediğim iddia edilen suçtan verilmedi. Asıl amaçlanan böyle bir olayla gözdağı vermek ve mücadeleyi engellemek hedefine dayalıdır. Bu nedenle sizinde bildiğiniz gibi, kendi hukuk kurallarını çiğneyerek bu cezayı verdiler. Cezaevinde yapılan (Neler olduğunu ayrıntılı bir biçimde öğrenirsiniz sanırım) insanlık dışı zulüm altında inletildik. O kadar aşağılık, o kadar canice şeyler gördüm ki, bugünlerde yaşamak bir işkence haline geldi. İşte bu durumda Ölüm korkulacak bir şey değil, şiddetle arzulanan bir olay, bir kurtuluş haline geldi. Böyle bir durumda insanın intihar ederek yaşamına son vermesi işten bile değildir.Ancak ben bu durumda irademi kullanarak, ne pahasına olursa olsun yaşamımı sürdürdüm. Hem de ileride bir gün öldürüleceğimi bile bile. Sizlere bunları anlatmamın nedeni yaşamaktan bıktığım yada meselenin önemini, ciddiyetini kavramadığım gibi yanlış bir düşünceye kapılmamanız içindir. Bütün bu yapılanlar, başımdan geçenler, kinimi binlerce kez daha arttırdı ve mücadele azmimi körükledi. Halka ve devrime olan inancımı yok edemedi. Mücadeleyi sonuna kadar, en iyi bir şekilde yürütmek ve yükseltmekten başka amacım yoktur. Mesele benim açımdan kısaca böyle. Ancak sizin açınızdan daha farklı, daha zor olduğunu biliyorum. Anne, baba ve evlat arasındaki sevgi çok güçlüdür, kolay kolay kaybolmaz.

Ve evlat acısının da sizin için ne derece etkili olacağını biliyorum. Ama ne kadar zor da olsa bu tür duygusal yönleri bir kenara bırakmanızı istiyorum. Şunu bilmenizi ve kabul etmenizi isterim ki, sizin binlerce evladınız var. Bunlardan daha niceleri katledilecek, yaşamlarını yitirecek, ama yok olmayacaklar. Mücadele devam edecek ve onlar mücadele alanlarında yaşayacaklar. Sizlerden istediğim bunu böyle bilmeniz, daha iyi kavramaya çaba göstermenizdir. Zavallı ve çaresiz biriymiş gibi ardımdan ağlamanız beni yaralar. Bu konuda ne kadar güçlü, ne kadar cesur olursanız, beni o kadar mutlu edersiniz. Hepinize özgür ve mutlu yaşam dilerim. Devrimci selamlar.

Erdal Eren’den “Babama”
Sevgili babam,

Bu mektubu senin mektubun elime geçmeden önce yazmıştım, ama göndermeye fırsat bulamadım. Ek olarak da bunları yazma ihtiyacı duydum. Zannederim önce yazdığım kısımda mektubuna cevap bulacaksın. Baba bu mektubu sizi teselli etmek için yazmadım. Yani sizi teselli için yalana başvurmadım, gerçekleri, düşüncelerimi yansıtmaya çalıştım, çünkü böylesinin doğru olacağına inanıyorum. Mektubunda bu acıya dayanamayacağını söylüyorsun. Ben nice dayanılmayacak acılara dayanıldığına tanık oldum. Kaldı ki sen güçlü bir insansın. Kendini kapıp koyvermediğin sürece ve birazda benim bakış açımla bakmaya çalışırsan böyle bir şey olmaz inancındayım. Bildiğiniz gibi benim değerli arkadaşım Necdet ve daha öncede Deniz’ler aynı şekilde katledildiler. Ama korkusuzca, cesurca, yaraşır bir şekilde ölmesini bildiler. Elbette ki böyle bir durum gene de kolay yenilmeyen acılar verir. Ancak ben böyle bir duruma üzülüp ağlamadım. Çünkü bu onların anısına saygısızlık olurdu. Yapılması gereken tek ve doğru şey, acımızı öfkeye dönüştürerek onların bıraktığı yerden yürümektir. Siz de böyle davranırsanız benim gücüme güç katarsınız. Babacığım, şunu da belirtmek isterim ki, sana ve inançlarına büyük saygı duyuyorum ve bu konuda isteğinle yalnız ve yalnız benim iyiliğimi istediğini biliyorum. Fakat benden böyle bir şey istemekle beni zor duruma sokuyorsun. Çünkü böyle bir inanca sahip değilim. Anlamaya çalışacağını ümit ediyorum. Durumun böyle olması, bizim çok farklı nitelikteki insanlar olduğumuz anlamına gelmez. Çünkü biz birbirimize çok güçlü bağlarla bağlıyız. Birbirimizin parçası, baba oğuluz. Ellerinizden öper hasretle kucaklarım.

Oğlun Erdal Eren

30 Kasım 2013 Cumartesi

Mücella Yapıcı 'ittifakları' yazdı: Haziran'ı unuttunuz mu?

Kerameti kendinden menkul adayları merkeze alıp her gün değişen tuhaf ittifaklar politikaları yerine bütün bu taleplerin ete kemiğe büründüğü yerel politik programlar etrafında bir araya gelebilmek en doğru, kolay ve akılcı çözümken nedense bu bir türlü yapılamıyor.

Henüz vakit varken...

Merhaba,

Yine yapılacak işlerin, gidilecek yerlerin, izlenecek gündemlerin arasında kuyruğu kesik uçurtmalar gibi dönenip dururken koca bir hafta geçti gitti... Böylesi günlerde hayatın gerçek gündemini yakalamak oldukça zorlu bir iş haline geliyor. Bu aralar bendenizde tam bir fikir firarı hali var…

İtiraf ediyorum… O kadar hastalıklı hale geldi ki bu vaziyet... Bazen kendimi Hoca Efendi ile Başbakan arasında süren (ya da bilerek sürdürülen) erk savaşında haklıyı tespit etmeye çalışır halde bile bulduğum oluyor… Gülmeyin, durum bu kadar vahim… Neyse ki gündelik hayat bu gibi saçma sapan zihin kaçışmalarına izin vermeyecek kadar zorlu bir mecradan akmaya devam ediyor. O nedenle, “bu konuları akil kumkumalarının eşelemesine bırakıp sonucu beklemekte fayda var” diyerek kendime geliyorum şimdilik.

Ancak bakıyorum da ortalığa, kendine gelmesi gereken bir tek ben değilim galiba. Buyrun, yerel yönetim seçimleri nedeniyle sürdürülen çalışmalara bir bakın. Büyük bir yüzsüzlük, akılsızlık ve de toplumun zekâsıyla dalga geçme hali var ortada.

Yüzsüzlük İktidar saflarında had safhada… Başta Melih Gökçek olmak üzere suratına tükürseniz yağmur yağıyor diyecek tıynette ve yolsuzlukla malul adamlar aday olarak açıklanabiliyor. Onlar da aday konusunda sıkışmış olacaklar ki bakanların aday gösterilmesi durumunda kabineden istifa etmemeleri konusunda devletin yasama organlarından karar bile çıkarıyorlar. Yahu olur mu böyle usulsüzlük, böyle yüzsüzlük? Kimsede “çıt” yok.

Ya ana muhalefet ne yapıyor? Onlarınki ise tam “ya sabır” ve “akılsızlık” hali... Takılmışlar AKP’den oy çalma hayallerine. Bu hayale uygun bir de Sarıgül bulmuşlar üstelik güzelim Haziran’ın kenti İstanbul için… Sonra da çıkmışlar meydana, müttefik aramaya. Tamam, kendileri bilir diyeceksiniz, sana ne… Sana mı kaldı CHP’yi kurtarmak? Hani ayıptır söylemesi nerdeyse öyle hissediyorum da…

Benim asıl derdim Haziran’da elimi tutan çocuğu kurtarmak... Onu sandığa kurban etmemek… Biliyorum o çocuk umudunu kaybetmedi. O çocuk, güzelim Haziran’ı unutmadı hâlâ…

Sokakta direniyor…

Mahkemede direniyor…

Gözaltında direniyor…

Okulda direniyor…

Fabrikada, işlikte direniyor…

Bu umudun ve gücün tek bir kaynağı var. Aklımızı fikrimizi özgür kılarak, hep beraber dünyaya ışık saçmamıza, yıkılamaz sanılan bu ahlaksız düzene meydan okumamıza neden olan Haziran Direnişi.

Ancak görülen o ki, yerel seçim furyasına katılan muhalefet cephesi, bizzat içinde yer aldıkları Haziran Direnişi’nin öğrettiklerini unutup sistemin seçim rutinine kendilerini kaptırmış gidiyorlar.

Oysaki onca şiddete, işkenceye rağmen Taksim Meydanı’ndan yükselen “yaşanılır kent” talebinin milyonlarca yurttaşın “özgürlük”, “barış” ve “demokrasi” talebiyle harmanlanmasının ve tüm dünyanın duyduğu bir çığlık olmasının üzerinden çok zaman geçmedi. Gençlerin, kadınların, emekçilerin, LGBT bireylerinin yaşama dair yükselen taleplerinin haykırışları meydanlarda yankılanıyor hâlâ…

Kerameti kendinden menkul adayları merkeze alıp her gün değişen tuhaf ittifaklar politikaları yerine bütün bu taleplerin ete kemiğe büründüğü yerel politik programlar etrafında bir araya gelebilmek en doğru, kolay ve akılcı çözümken nedense bu bir türlü yapılamıyor.

Toplum yine çaresizlik ve seçeneksizlik üzerinden yeniden kurgulanmaya başladı yavaştan yavaştan…

Sanki Haziran hiç yaşanmamış gibi…

Ama yaşandı.

Biz unutmadık.

İktidar unutmadı, unutamıyor, hâlâ korkuyor…

Ne olur, siz de unutmayın... Yol yakınken bir durun, bir düşünün. Halkın ve sosyalizmin çağrısına bir kulak verin. İki sıkımlık canı kalmış bu iktidarı türlü biçimler ve bahanelerle yeniden diriltmeyin. Tek iktidar yolu olarak gördüğünüz sistem entrikaları sayesinde kazaen kazansanız da kaybeden yine siz olacaksınız… Daha da vahimi sadece siz kaybetmekle kalmayacak hepimizi yine karanlığa ve karamsarlığa sürükleyeceksiniz.

Oysa ki gelecek güzel günlerin ışığı Haziran’daki kadar ısıtmamıştı hiç içimizi… Hiçbir zaman Haziran’daki kadar sevmedik birbirimizi… Haziran’da hep beraber bir gökkuşağının altından geçtik, yedi güzel çocuğumuzu ışıklara bırakarak…

Lütfen kendinize gelin… Henüz vakit var…

Devrim göz kırpmıştı hani, hatırladınız mı?

Mücella Yapıcı kimdir?
İTÜ Mimarlık Fakültesi mezunu. Yüksek mühendis mimar. TMMOB Mimarlar Odası Afet Komisyonu ve TMMOB Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi Kentleşme, Afet Komitesi ve Çevre Etki Değerlendirme Kurulu üyesi. Taksim Gezi Parkı eylemlerinde Taksim Dayanışması adına pek çok kez söz alarak konuşma yaptı.

29 Kasım 2013 Cuma

Siber polis “Manyak”ı nasıl buldu

RedHack soruşturmasında serbest bırakılanlardan Taylan Kulaçoğlu, savcının itirazı üzerine, "Manyak" adını kullanan kişi olduğu iddiasıyla tutuklandı. İddianın dayanağı ise: "Manyak, dedesini kaybettiğini, askerlik sorunu olduğunu yazmıştı. Bu kriterlere uyan 600 kişi içinde en iyi bilgisayar kullanan Taylan Kulaçoğlu." Soruşturma kapsamında gözaltına alınan oyuncu Barış Atay da ses benzerliği nedeniyle gözaltına alınmıştı.

RedHack operasyonu kapsamında gözaltına alındıktan sonra savcılık ve mahkeme tarafından serbest bırakılan Taylan Kulaçoğlu hakkında dün tekrar yakalama kararı çıktı. Siber Suçlarla Mücadele Şubesi, Kulaçoğlu’nun RedHack grubundan “Manyak” adını kullanan kişi olduğunu iddia ediyor.

Kulaçoğlu’na Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nda verdiği ifadede de bu suçlama yöneltildi. Avukatı Efkan Bolaç, dosyada bu suçlamayla ilgili bir delil olmadığını, polisin bu fikre nasıl ulaştığını sordu. Savcının sorgu odasına çağırdığı Siber Suçlarla Mücadele Şubesi’nden bir polis “Manyak”a “eleme yoluyla ulaştıklarını” açıkladı.

Ayça Söylemez'in haberine göre, Avukat Bolaç, polisin sorgu sırasında savcıya anlattıklarını bianet’e aktardı. Buna göre Siber polis sorguda ‘Manyak’ı nasıl bulduklarını şöyle anlattı:

“Bir sohbet odası olan MIRC’ta ‘Manyak’ın konuşmalarına ulaştık. Manyak, ‘askerlik sorunu olduğunu, kısa süre önce dedesinin hayatını kaybettiğini, ondan gelecek mirasla askerlik için gereken parayı bulacağını yazdı. Manyak’ın Fransa’da yaşadığını önceden tespit etmiştik. Bu konuşmanın ardından Fransa’da yaşayan ve bir yakınını yakın zamanda kaybedenleri taradık. Bu kriterlere uyan 6 bin 800 kişi vardı. Bu kişilerin içinden askerlik sorunu olanları bulduk, 600 kişiye ulaştık. İçlerinden en iyi bilgisayar kullanan Taylan Kulaçoğlu’ydu, biz de onun Manyak olabileceğini düşünüyoruz.

“Üç ayrı Manyak var?”
Taylan Kulaçoğlu o dönemde Fransa’da yaşadığını ve askerlik yapmadığını, dedesini kaybettiğini de kabul etti ancak kendisini şöyle savundu:

“Benim dedem fakir öldü, miras bırakmadı. Ayrıca İstanbul’da restoranım var, miras beklemeye ihtiyacım yok.”

Avukat Efkan Bolaç, sorgunun ardından Twitter hesabına şunu yazdı:

“Savcılık ifadeleri bitti. Şu an burada Manyak olduğu iddia edilen 3 kişi var. Kısa çöpü çeken Manyak olsun denilecek diye korkmaktayım.”

Barış Atay da “ses benzerliğinden” alınmıştı.

Avukat Efkan Bolaç, bu sabah savcılığa giderek Kulaçoğlu hakkında çıkarılan yakalama kararına itiraz dilekçesi vereceğini söyledi.

RedHack soruşturması kapsamında gözaltına alındıktan sonra serbest bırakılan oyuncu Barış Atay da “sesi, RedHack sözcüsünün Nor Radyo’da yaptığı konuşmadaki sese benzediği için” gözaltına alınmış, RedHack üyesi olmakla suçlanmıştı.

Ne olmuştu?
14 kişi RedHack soruşturması kapsamında 22 Kasım’da Siber Suçlarla Mücadele Şubesi’nin operasyonuyla gözaltına alındı. Gözaltına alınanlar Ankara Emniyeti Bilişim Suçları Soruşturma Bürosu'na götürüldü.

Gözaltına alınanlara, Gezi Parkı eylemleri de soruldu: “Gezi eylemlerine katıldınız mı? Gezi eylemlerinde halkı sokağa dökmeye çalışmak, eylemleri büyütmekteki amacınız neydi?”

Savcılık sorgularının ardından dokuz kişi serbest bırakılırken, Kulaçoğlu’nun da aralarında olduğu beş kişi tutuklanmaları talebiyle serbest bırakıldı. Mahkeme Kulaçoğlu’nun adli kontrol ile diğerlerinin de koşulsuz serbest kalmasına karar verdi.

Ancak Terörle Mücadele Kanunu 10. maddesiyle yetkili Savcı Hüseyin Şahin serbest bırakılmalarına itiraz etti.

Mahkeme de bunun üzerine Taylan Kulaçoğlu hakkında tutuklama kararı verdi.

Kararda Kulaçoğlu’na yöneltilen suçlamalar şöyle:

“Devletin güvenliğine ve siyasal yararlarına ilişkin gizli kalması gereken bilgileri açıklama, suç işlemek amacıyla örgüt kurma, devletin güvenliğine ilişkin gizli belgeleri temin etme.”

28 Kasım 2013 Perşembe

Savunma sırası bizde: Halkın Avukatlarına özgürlük!

Halkın Hukuk Bürosu İstanbul ve Ankara büroları, Çağdaş Hukukçular Derneği Genel Merkezi, Ankara ve İstanbul Şubeleri 18 Ocak 2013 günü hukuksuzca basıldı ve Halkın Hukuk Bürosu Avukatlarından; Avukat Ebru Timtik, Avukat Barkın Timtik, Avukat Taylan Tanay, Avukat Günay Dağ, Avukat Selçuk Kozağaçlı, Avukat Betül Vangölü Kozağaçlı ve ÇHD üyesi; Avukat Güçlü Sevimli, Avukat Şükriye Erden, Avukat Naciye Demir çıkarıldıkları mahkemece tutuklandı.

11 Çelik Kapı, Kozmik Oda bulunduk dediler, bu avukatlar ajanlık faaliyeti yapıyor dediler ama ne savcılık sırasında ne de hakimlikte bu iddialar sorulmazken aylar sonra hazırlanan iddianamede de bu iddiaların hiçbirine değinilmemişti. Müvekkiline susma hakkını neden hatırlattığı, devrimcilerin avukatlığını neden yaptıkları soruldu.

Kimdir bu avukatlar?

Devrimcilerin, sosyalistlerin tüm ezilen halkların, öğrencilerin, işçilerin, memurların, sendikacıların, devrimci basının avukatıdırlar.

Anadolu’nun dört bir yanında yaşanan infaz, işkence, katliam davalarında tüm ezilenlerin hukuk ve adalet mücadelesini sürdürdüler.

Engin Çeber’in Ferhat Gerçek’in, Güler Zere’nin, 19 Aralık’ta katledilen devrimcilerin avukatlığını yaptılar. Bu yüzden saldırıyorlar. Bu yüzden gece yarılarında kapılarını kırarak giriyorlar bu avukatların bürolarına, derneklerine.

Bugüne kadar onlar bizi savundu şimdi savunma sırası bizde.

24-25-26 Aralık'ta Silivri'de görülecek mahkemeye tüm halkımızı bekliyoruz ve onlar için 29 Kasım 2013 saat 18.00'da Galatasaray Lisesi önünde buluşuyoruz.
Halkın Avukatları susturulamaz!

25 Kasım 2013 Pazartesi

Barış Atay ve RedHack operasyonundan alınanlar serbest

Geçtiğimiz günlerde RedHack soruşturması kapsamında gözaltına alınan ve aralarında oyuncu Barış Atay'ın da bulunduğu 14 kişi Ankara Adliyesi'ne getirildi.

Barış Atay'ın ilk açıklaması: "Bu hukuksuzluğun hesabı sorulacaktır. Hiçbir şeye dayanmayan bir suçlamaydı. Bazı şeylerin sebebi belliydi. Ama hiç kimse geri adım atmayacak. Mahkemeye çıkarılan beş kişiyi de bekleyeceğiz öyle gideceğiz. Buradaki muhabir arkadaşları tenzih ederek söylüyorum, sizin çalıştığınız medya firmalarının patronlarının basiretsizliği olmasaydı, bu işler buraya kadar gelmezdi. İktidar delil göstermeden gözaltına alıyorsa, Hopa'da, Reyhanlı'da, ODTÜ'de, Roboski'de, Armutlu'da, Gazi'de, Gezi'de haber yapmadığınız, kulağınızı tıkadığınız için oluyor. Tarih hepimizi yazacak. Ama şimdiye kadar görülmemiş bir biat kültürüyle yaşayan medya patronlarını affetmeyecek bu tarih. Ben bu medya patronlarından utanıyorum."

İşte o açıklama:

Güncelleme: 18:55
Barış Atay ve 8 kişi serbest bırakıldı. Beş kişi tutuklama talebiyle mahkemeye sevkedildi: Taylan Kulaçoğlu, Ekin Baykal, Ulaş Akkaya, Alaattin Karagenç ve Abidin Çelik.

Güncelleme: 17:36
CHP Milletvekili Hüseyin Aygün, Barış Atay'ın savcılık sorgusundaki ifadelerini twitter üzerinden paylaştı. Barış Atay sorulara Redhack'le bir ilgisi bulunmadığı yönünde cevap verdi.

Güncelleme: 17:21
Savcılık sorgusu devam eden Barış Atay ve diğer isimlere "Gezi eylemlerinde neden tweet attıkları" soruldu. Gözaltıların Gezi Direnişi ile ilgisi bulunmadığını iddia eden İçişleri Bakanı Muammer Güler'in sözlerine karşın, savcılıkca sorulan sorular gözaltıların ardında yatan nedenin hükümetin Gezi Direnişi'ne destek veren isimleri cezalandırma amacı olduğu kanısını güçlendiriyor.

Güncelleme: 15.24
Ankara Bilişim Savcılığı, bugün adliyeye çıkartılan Barış Atay'ın arasında bulunduğu 14 kişinin dosyasını, Terörle Mücadele Yasası'nın 10. Maddesi ile görevli Ankara Başsavcı Vekilliği'ne gönderdi.

Güncelleme: 14.50
Barış Atay ve gözaltındaki diğer 13 kişinin gözaltı süresinin dolmasına rağmen henüz ifadeleri alınmadı.

CHP'li Hüseyin Aygün, savcıların dosyayı 'Özel yetkili savcıya' devrettiğini belirterek, "Barış ve arkadaşları artık 'terörist'! Ne oldu da Barışların dosyası 'terör savcılığına' gönderildi?" dedi.

Güncelleme: 11:35
Adliye'de bulunan CHP Milletvekili Hüseyin Aygün Twitter üzerinden şu açıklamayı yaptı:

Barış Atay ve tüm tutulanlarla Adliye nezarethanesinde az evvel görüştüm, hepsi çok iyi, herkese selamları var, aralarında Kürt kökenliler de vardı, bana hemen 'Hüseyin abe xerati' deyiverdiler, yerleri dar, sadece sigarasızlıktan şikâyetçiler, dosyada iki önemli sorun var: Bazı şüpheliler daha evvelden kimi sanal faaliyetleri yüzünden RedHack davasından zaten aylarca tutuklu kalmıştı, şimdi aynı faaliyetler yüzünden yeniden gözaltındalar, oysa bir insan bir eylemden ötürü bir kere yargılanır, iki kere değil, bu bizim hukukumuzda da kabul edilmiş 'Çifte Yargılama Yasağı' ilkesidir, bu ilke ihlâl edilmiştir, diğer sorun ise RedHack'ten 'terör örgütü' icat etmeye çalışan polisin 'askeri komite üyesi misiniz?' gibi hayal ötesi bir sorgu yapmasıdır, hepsinin hakkındaki 'deliller' çok zayıf, aslında bu dosyada gözaltı işlemi bile yapılmamalıydı, AKP bu akıl almaz soruşturmayla yalnızca RedHack'in gücüne güç katar, başka hiçbir şey yapamaz.

Bu arada Adliye önünde destek amacıyla bir araya gelen topluluğun yanı sıra polis kuvvetlerinin de yığınak yaptığı görülüyor.

Güncelleme: 10:24
Barış Atay'ın da aralarında bulunduğu 14 kişinin Ankara Adliyesi'ne getirilmesiyle birlikte, destek ve dayanışma amacıyla Adliye önünde toplanan kalabalık artıyor.

Ankara Nazım Hikmet Kültür Merkezi, Adliye önünde bir basın açıklaması gerçekleştirdi.

Güncelleme: 09:58
RedHack üyesi oldukları iddiasıyla gözaltına alınan ve haklarında “Başka kişi veya kurumlara ait bilgisayara yetkisiz erişim sağlamak, gizli ve kişisel bilgileri ifşa etmek, bilgisayar sistemlerini çalışamaz hale getirmek” gibi bir dizi suçlama yapılan 14 kişinin dün Ankara Emniyet Müdürlüğü Siber Suçlarla Mücadele polisleri tarafından sorgulandı.

Vatan'dan Çınar Özer'in haberine göre, Emniyet’teki 14 kişiye yaklaşık 30 soru yöneltildi. “Gezi eylemlerinde halkı sokağa dökmeye çalışmak, eylemleri büyütmekteki amacınız neydi, kimden talimat aldınız?” sorusu da yönelten Emniyetin, bazı kişiler hakkında somut herhangi bir suçlama yapmadığı, RedHack’in tüzüğünde yer aldığı iddia edilen RedHack Merkez Komite, Siyasal Büro, Basın ve İnformasyon Bürosu, Teknik Büro, Enternasyonel Büro, Hack Grubu, Askeri Komite ve Alt Grup Komitesi’nin hangisinde görev yaptıklarını sorduğu da öğrenildi. Ayrıca kişilere, “RedHack kurucusu Manyak’ı tanıyor musun, örgüt içindeki görevin ne, talimatları kimden alıyordunuz, devletin güvenliğini zedeleyecek bilgi ve belgeleri yayınlamaktaki amacınız neydi, RedHack’in amaçlarının sosyalist bir devlet düzeni kurmak olduğunu açıklamıştı. Buradaki pozisyonunuz ve göreviniz var mı?” soruları yöneltildi.

Barış Atay Emniyet'teki sorgusunda sessiz kalma hakkını kullanmıştı.

Geçtiğimiz günlerde RedHack soruşturması kapsamında gözaltına alınan ve aralarında oyuncu Barış Atay'ın da bulunduğu 14 kişi Ankara Adliyesi'ne getirildi.

Atay'ın Adliye'ye getirilirken ellerinin kelepçelendiği dikkat çekti. 14 kişi şu anda Adliye nezaretinde tutuluyorlar.

Barış Atay'a ve diğer gözaltındakilere destek olmak için başlatılan buluşma çağrısına uyan birçok insan ise Adliye önünde toplanmaya başladılar.

Güncelleme: 23: 30
Sok dakika: Ankara RedHack operasyonundan alınan Ulaş Akkaya, Alaattin Karagenç, Ekin Baykal, Abidin Çelik ve Taylan Kulaçoğlu serbest bırakıldı.

24 Kasım 2013 Pazar

Barış Atay için yarın 9'da Ankara Adliyesi'ne!

Barış Atay ve gözaltına alınan diğer kişiler derhal serbest bırakılmalı, saçma sapan iddialarla sürdürülen RedHack soruşturması sonlandırılmalıdır. 

Tiyatro-sinema sanatçısı dostumuz Barış Atay için Pazartesi günü saat 09.00 da Ankara Adliyesi önünde buluşuyoruz!

9 Kasım 2013 Cumartesi

İnfografik: #KızlıErkekli

Büyütmek için üzerini tıklayın.
Kadın ve erkeğin bir arada yaşamayı tercih etmesi en doğal yaşam haklarından birisi. Recep Tayyip Erdoğan, gündemdeki konuşmasıyla “#kızlıerkekli” yaşayanlara, çeşitli suçları bahane ederek müdehale edilebileceğinden bahsediyor ve bu tutumuna muhafazakar-demokratlık kılıfı giydiriyor. Bu açıklama gündemi bir hayli meşgul etti. Gündemde olan konular hakkında infografik üretmeyi seviyorum. Akış diyagramı temalı bu çalışmada, kızlı-erkekli bir yaşamın ne gibi suçlamalara maruz bırakabileceğini anlatmaya çalıştım. Anayasa ile güvence altına alınan özel yaşam hakları konusunda bilmemiz gereken küçük ayrıntılar var.

Emrah Cengiz

17 Ekim 2013 Perşembe

#RedHack

RedHack eylemlerinde gördük ki, sanalın bilinçli şekilde kullanıldığında ne kadar etkili bir rol aldığı gerçekliği bir kaz daha gözler önüne serilmiş oldu. Margaret Mead’ın da dediği gibi: Kendini adamış, bilinçli küçük bir grup vatandaşın dünyayı değiştirebileceğinden asla şüphe etmeyiniz. Aslına bakarsanız, şimdiye kadar bunu başarmış olan yalnızca onlardır.

14 Ekim 2013 Pazartesi

Hikmet Kıvılcımlı; Komünist bir önderin kendiyle “YOL” ayrımı - Derya Uysal

Bu yazı; tüm ömrünü komünist mücadeleye adamış, yaşamının 22 yılını TC Zindanlarında geçirmiş, onlarca kez gözaltına alınmış, işkencelere maruz kalmış, ama davasına, partisine ve yoldaşlarına hiçbir zaman ihanet etmemiş olan Komünist Hikmet Kıvılcımlı‘yı ölümünün 42. yıldönümünde vesilesiyle, saygıyla anmak ve bıraktığı miras üzerine kısa bir değerlendirme ihtiyacıyla doğmuştur.

Hikmet Kıvılcımlı 1902 yılında Makedonya’nın Piriştine kasabasında doğar. Birinci Emperyalist Paylaşım Savaşı’nın Balkanları ve Anadolu’yu saran ateşi içinde pişerek ve savaşın dayattığı göçlere katılarak, daha çocuk yaşta kapitalizmin barbarlığına ve insanlığa tattırdığı büyük acılara tanık olarak büyür. İlköğretimini Kavala’da, Orta öğretimini İstanbul, Kuşadası ve Muğla’da yapar. Kuşadası’nda Rüştiye mektebinde okur. Eğitimi sırasında keskin nişancı olur. İzmir’in Yunan ordusu tarafından işgal edildiği dönemde (15 Mayıs 1919) kurulan gizli gençlik teşkilatına katılır. Menteşe adlı bir gazete çıkarır. Daha sonra Köyceğiz Kuvayi Milliye kumandanlığına getirilir. 1920′de İstanbul’a dönen Hikmet Kıvılcımlı burada Vefa lisesini ve Askeri Tibbiye’yi bitirir. Kıvılcımlı, işgal altındaki İstanbul’da okuduğu yıllarda sosyalist mücadeleyle ve fikirlerle tanışır. Dünyayı sarsan Ekim Devrimi’nin etkisi, “Kurtuluş” ve “Aydınlık” dergileriyle tanışması Hikmet Kıvılcımlı’yı genç yaşta sosyalizm ve TKP saflarına taşır.

Düşünsel derinliği, çalışkanlığı, kararlılığı ve mücadeleye yoğunlaşması yoldaşları arasında sevilmesini, parti örgütlenmesinde hızla ileri bir konuma yükselmesini sağlar. 1925′de TKP’nin Akaretler’de yapılan 2. Kongresinde TKP merkez komitesine seçilir. Aynı yıl Kürdistan’da patlak veren Şeyh Sait isyanını bahane eden Kemalist diktatörlük İstiklal Mahkemeleri kurarak, Takrir-i Sükûn kanunu çıkararak Kürtlere ve komünistlere karşı koyu bir terör ve sürek avı başlatır. İsyancı Kürtler asılıp kurşunlanırken, komünistler de topluca gözaltına alınır, işkenceden geçirilip tutuklanırlar. Komünist Hikmet Kıvılcımlı da, bu anaforda TC’nin eline geçenler arasındadır. İstiklal Mahkemesinde yargılanır ve 10 yıl kürek cezasına çarptırılır. TC, Kuzey Kürdistan’daki isyanı bastırıp, isyancıları katlettikten ve kontrolü bütünüyle ele geçirdikten sonra tüm siyasi tutsaklar için af çıkarır. Bir yıldır tutsak olan Hikmet Kıvılcımlı da bu aftan yararlanır. Aradan daha bir yıl geçmeden, 1927 yılının sonlarında TKP’nin Genel Sekreteri Vedat Nedim Tör ile TKP’nin ideolojik sorunlar sorumlusu olan Şevket Süreyya Aydemir sınıf mücadelesine ihanet ederek, parti arşiviyle birlikte Kemalist diktatörlüğe teslim olurlar. Düşman ele geçirdiği bilgiler üzerinden yeni bir tutuklama saldırısı başlatır. Hemen hemen tüm TKP’liler tutuklanır. TKP bu hainler sayesinde düşman tarafından fiilen tasfiye edilir. Kıvılcımlı da bu saldırıda yeniden tutuklanır. Üç ay hapiste kaldıktan sonra çıkar.

Esirlik Yılları
1929′da İzmir’de ele geçen TKP önderlerinden Laz İsmail çözülür ve yoldaşlarını ele verir. Düşman geniş bir tutuklama saldırısı daha başlatır. Kıvılcımlı yine tutuklananlar arasındadır. Bu kez 4,5 yıl ceza alır. 27 yaşında olmasına rağmen, dokuz yıllık bir partili mücadele deneyimine sahip olan Kıvılcımlı’ya ceza veren hakim, cezayla ilgili ne düşündüğünü sorar. “4,5 yıl kızıl bir profesör olmak için iyi bir süre” cevabını alır. Kıvılcımlı, bir komüniste yakışan bu cevapla düşmanın ağzının payını vermekle, kararlılığını göstermekle, onurlu ve düşman karşısında aman dilemez, isyancı bir tutum takınmakla kalmaz, sözünde durarak Elazığ Hapishanesi’ni kendisi için bir üniversiteye çevirir. 9 yıllık partili mücadele deneyimini ve TKP’nin ideolojik-siyasi çizgisini ve faaliyetini eleştirel bir yaklaşımla sistematik bir değerlendirmeye tabi tutar. Mustafa Suphiler’in katledilmesi ve Komintern’in 4. Kongre sonrasında ideolojik-siyasal, taktiksel ve stratejik bakımlardan savrulmasının ve II. Enternasyonal çizgisine gerilemesinin bütün olumsuzluklarını taşıyan TKP’yi başarılı ve Bolşevik bir yaklaşımla değerlendirdiği, sonuçlar çıkardığı ve “YOL” ismini verdiği ideolojik-politik platformunu bu dönemde oluşturur ve yazılı hale getirir. Kıvılcımlı “YOL”ismini verdiği bu çalışmasında TKP’yi eleştirel ve bütünsel bir yaklaşımla değerlendirir. Sonuçta en önemli proğramatik konularda (Suphiler, parti, parti öncesi akımlar, ulusal sorun, örgütlenme, legalite illegalite, taktik-strateji) o dönemin TKP’sine yeni bir ideolojik-politik platform önerir.

Kıvılcımlı bu önerisiyle aslında, dönemin TKP’sinden düşünsel olarak “Yol”unu ayırır. Ama örgütsel olarak bunu bir türlü yapamaz. Aynı dönemde (1930) TKP’nin tasfiye edilmesine ve Kemalist burjuvaziye yedeklenmesine başkaldıran Nazım Hikmet, partililere kongre çağrısında bulunur. Pavli Adası’nda toplanan kongrede Nazım Hikmet genel sekreterliğe seçilir. TKP’nin tasfiyesine bir karşı çıkış olan bu gelişme karşısında Komintern ve TKP’nin Sovyetlerdeki kadroları harekete geçer. Komintern’deki TKP temsilcisi ile Komsomol temsilcisi, Komintern Yürütme Kurulunun çıkardığı bir bildiriyle Türkiye’ye gelirler. Bildiri Nazım Hikmetin “Troçkist” ve “emperyalizm ajanı” olduğu üzerine yazılmıştır. Bu bildiriyle ülkeye gelen TKP kadroları ayrı parti kurunca, TKP örgütsel olarak ikiye bölünür. Komintern Nazım TKP’sini tanımaz. Hikmet Kıvılcımlı da… Benzer gerekçelerle TKP’nin gidişatına muhalefet eden bu iki komünistin örgütsel olarak yolları burada ayrılır ve ölünceye kadar da birleşmez. Siyasi mücadelenin cilvesine bakın ki, Nazım’ın TKP’den atılma kararını verenlerden biri olan Hikmet Kıvılcımlı daha sonra bu partiden “tard” edildikten sonra ölürken; Nazım yeniden partiye alınmış ve parti üyesi olarak ölmüştür.

Hikmet Kıvılcımlı; “Yol” çalışmasıyla uluslararası komünist Bolşevik geleneğin ışığında, kritik bir dönemde TKP’nın köklerini, Türkiye’nin ve Kürdistan’ın özgünlüğünü araştırarak, gün ışığına çıkararak ve bir platform haline getirerek sınıf mücadelesine ve komünist harekete büyük bir düşünsel hazine sunmuştur. Ama ne acıdır ki, bu hazine ne TKP tarafından, ne de Türkiye ve Kürdistan devrimci hareketi tarafından değerlendirilememiştir. Bir eylem kılavuzuna dönüştürülememiştir. Hatta Hikmet Kıvılcımlı’nın kendisinin bile, bu platformun arkasında ne kadar durduğu, örgütsel-politik sürekliliğini sürdürdüğü, sonuçlarına vardırarak gereklerini yaptığı da tartışılan, tartışılması ve netleştirilmesi gereken bir konudur. Geçmişin komünist deneyimine, birikimine sahip çıkma ve komünist geleneğe bağlanma iddiasında olan her komünist yuvarın bu tartışmayı netleştirmesi, sonuçlandırması devrimci sorumluluk ve tutarlılık iddiasında olanların boynunun borcudur. Bu sorumluluktan kaçanların, tarihi kendinden başlatanların, Komünist Hikmet Kıvılcımlı’nın reformizme, oportünizme, şovenizme savrulan TKP’yi eleştirmek, onu Bolşevik çizgiye çekmek üzere “Yol”da ortaya koyduğu platformun üzerinden atlayanların komünistlik iddiaları tartışmalıdır. Bu iddialar devrimci ciddiyetten yoksundur. Kıvılcımlı’nın takipçisi olduğunu iddia eden “doktorcu” grupların da, geçmiş komünist geleneğin devamı olduğunu iddia edenlerin de, Bolşevik geleneğe bağlanma iddiasındakilerin de üzerinden atlayamayacağı, atlamaması gereken bir eşiktir: “Yol” platformu.

1 Ekim 2013 Salı

Türkiye'nin borç istatistikleri

İMF’ye borcumuz kalmadı diye halkın gözü boyanıyor. Unutmayın, borcun sadece adresi değişti!

30 Eylül 2013 Pazartesi

Gülsuyu'nda kirli ilişkiler ağı!

Gülsuyu’nda gerçekleşen ve Hasan Ferit Gedik’in ölümüyle sonuçlanan silahlı saldırıyı yaptıkları iddia edilen kişilerin fotoğraflarını sosyal medyada yerini aldı. Kuşkusuz diğer sosyalist sol ve ilerici sayfalarında katkılarıyla bu fotoğrafları gündeme getirebildik.

Maltepe Gülsuyu Mahallesi’nde uyuşturucu çetelerine karşı bölge halkının mücadelesi aylardır sürüyor.

Daha önce 9 kişinin vurulduğu Gülsuyu mahallesinde dün de Halk Cepheliler "Çetelere izin vermeyeceğiz, hesap soracağız" yazılı pankart açıp sloganlar eşliğinde yürüyüşe geçti. Grubun yürüyüşü sırasında kimliği belirsiz kişi ya da kişilerce ateş açıldı.

Açılan ateş sonrasında başına aldığı dört mermi ile yaralanan Hasan Ferit Gedik, kaldırıldığı hastanede hayatını kaybetti. Semiha Ateş, Gökhan Aktaş ve Yalçın İleri ile olay yeri yakınındaki bir markette alışveriş yapan Abdullah Kıyak yaralandı. Gökhan Aktaş Bayındır hastanesinde ameliyat edildikten sonra şuan (30 Eylül - 01 Ekim 2013) yoğun bakımda tutuluyor.

Polis delilleri karartmak için hastanede
Hayatını kaybeden Hasan Ferit Gedik'in odasına durumu şüpheli iki kişi girdi. Teknisyen olduğunu söyleyen kişiler şüphe çekince kimlik soruldu. Kimliklerini gösteremeyen iki kişi bir odaya kaçarak kendilerini içeri kilitledi. Sivil polisler, Hasan Gedik Ferit'in vurulmasıyla ilgili delilleri karartmaya çalıştılar. Bakınız o video görüntüleri.

Sivil polis olduğu tahmin edilen kişilerin elinde bir torba olduğu görüldü. Ferit Gedik'in yakınları iki kişinin sivil polis olduğunu ve çetelere yardım ederek delilleri ortadan kaldırmak için hastaneye gelmiş olabileceklerini söyledi.

İçeride bir odaya sığınan iki kişiyi çevik kuvvet ekipleri kurtardı.

Daha önce 9 kişiyi yaralamışlardı
Gülsuyu Mahallesi, Mesut Caddesi üzerinde 7 Ağustos 2013 tarihinde meydana gelen olaylar zincirinde 3 ayrı silahla yaralama olayında toplam 9 kişi yaralanmıştı. Olayla ilgili olduğu öne sürülen Göksel K. isimli şüpheli yakalanmış, Göksel K. çıkarıldığı mahkemece tutuklanarak cezaevine konulmuştu.

Saldırı sonrasında FKBC olarak bizimle birlikte diğer sosyalist sayfalarla birlikte özellikle Halk Cephesi, sosyal medyadan saldırıyı yaptıklarını iddia ettiğimiz bu kişilerin haber içeriklerini ve paylaştığımız fotoğraflarını Oda TV ve Muhalif Gazete'de yer verdi. Kendilerine teşekkür ediyoruz.

İşte sosyal medyada FKBC imzalı paylaşılan o fotoğrafımız: (Fotoğrafı büyütmek için üzerine tıklayın!)

O fotoğraflardan Mehmet Ali Ağça çıktı
Gülsuyu’ndaki saldırıyı yaptıkları iddiasıyla yayınladığımız fotoğraflarda ilginç isimler de yer alıyordu.

Fotoğraftakiler arasında olan Yusuf Turhan'ın, Facebook hesabından paylaştığı fotoğraflarda gazeteci Abdi İpekçi'nin katili Mehmet Ali Ağca ile yakın ilişkiler içinde olduğu görülüyor. İşin ilginç tarafı Yusuf Turhan adlı bu kişi bu kontra adamlarla oturup kalkarken uyuşturucuyla mücadele yürütülsün adıyla bir fotoğrafta paylaşmış, kamufle ya da siyasete AKP'den girme çalışmaları yürüttüğü belli olan bu kişi bir yandan da Ağca'yı çocuğunun sünnetine katarak kirveliğini üstlenmiş. Ağca ile Yusuf Turhan'ın beraber belediye başkanını ziyaret ettikleri de yine fotoğraflarda göze çarpıyor.

Gülsuyu uyuşturucu çetesi aynı zamanda Esenkent Ülkü Ocağı üyeleri
Mehmet Ağ, Esenkent Ülkü Ocağı başkanı ve torbacı olarak biliniyor aynı zamanda silahı ve parayı genelde sağlayan kişi, profil hesaplarına baktığınızda bunu bariz görebiliyorsunuz, takiplerimiz doğrultusunda deşifre olmasından sonra Facebook hesabını kapattı.

Gültepe’de silahlı saldırının olduğu saatlerde sosyal medyada ilginç yorumlar
Hasan Ferit Gedik'in öldürülmesinde şüpheli olarak gördüğümüz Yusuf Turhan ile aynı soy ismi taşıyan Zafer Turhan, Yusuf Turhan isminden daha da çok öne çıkan isimlerden biri aslında. Deyim yerindeyse oldukça kolpa. 

Yusuf Turhan'ın Facebook hesabından övgüler düzen ve "Allah başımızdan eksik etmesin seni CANIM ABİM" diye hitap eden Zafer Turhan, Hasan Ferit Gedik'in öldüğü saatlerde şunları yazmış:

"Ey namusu bütün ve adalet için savaşan Gülsuyu gençleri asıl hedef sinmek yılmak bilmeyen gençlerin hikayesi Allah size yar ve yardımcı olsun Allah sizle beraber olsun."

İşte Zafer Turhan'ın fotoğrafları:


Facebook’tan silah fotoğrafları paylaştılar
Yine şüpheliler arasında olduğu iddia edilen bir diğer isim olan Hakan Taşhan'ın da Facebook hesabında paylaştığı silah fotoğrafı ve Gülsuyu'nun fotoğrafı dikkat çekiyor.



Gülsuyu zanlıları
Polis işbirliği mi yapıyor
Hatırlanacağı gibi Gülsuyu'nda daha önce de çeteler tarafından 9 kişi vurulmuştu. Daha önce BDP ve ESP üyelerininde maruz kaldığı bu saldırılardan sonra şimdi de Halk Cephesi üyeleri maruz kaldı. Ancak o dönem saldırı ile ilgili kimse ifade vermeye yanaşmamıştı. Takip ettiğimiz kadarıyla Twitter'da yapılan yorumlara göre; mahalleli polisin de çetelerle işbirliği içinde olduğu fikrinde. Bu aslında kesin bilgi. Takiplerimizden çıkan sonuç bu.

Şuan mağdur konumundaki Gülsuyu'lular şikayetçi olmanın dışında mahallelerini korumaya oldukça kararlılar. Bundan sonra Gülsuyu'nun çok farklı olacağını söyleyelim. Gülsuyu'nda bu saatten sonra devrimci milis güçler görmeye hazır olun. Olması gereken olacak ve devrimciler Gülsuyu'nun her alanını kuşatacaklardır, bu cinayetlerin, katliamların hesabı sorulacaktır. Bilgiler mevcuttur, halk acılarını yüreğine gömdükten sonra faşistlerden hesabı sorulacaktır. FKBC sosyal medya üzerinde salt Halk Cepheli dostlarımızın değil ilerici ve devrimci olarak gördüğümüz bütün unsurların yanında olacaktır. Bilinsin isteriz.